<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Tepealan - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.tepealan.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Tepealan - http://www.tepealan.com/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 23:53:56 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Japonya Şeffaf Kurbağa Üretti]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=75</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 16:55:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=75</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_images/9083513207636663743.jpg" border="0" alt="[Resim: 9083513207636663743.jpg&#93;" /><br />
<br />
Japonya’nın Hiroshima Üniversitesi araştırmacıları, derisi tamamen şeffaf halde olan bir kurbağa üretmeyi başardılar. Özellikle ortaöğrenim derslerinin bir parçası olan laboratuvar uygulamalarında kesmeye gerek duyulmaksızın tüm kan damarlarının ve iç organlarının gelişimi gözlenebilen kurbağanın “daha insancıl bir eğitim aracı” olarak üretildiği belirtiliyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_images/9083513207636663743.jpg" border="0" alt="[Resim: 9083513207636663743.jpg]" /><br />
<br />
Japonya’nın Hiroshima Üniversitesi araştırmacıları, derisi tamamen şeffaf halde olan bir kurbağa üretmeyi başardılar. Özellikle ortaöğrenim derslerinin bir parçası olan laboratuvar uygulamalarında kesmeye gerek duyulmaksızın tüm kan damarlarının ve iç organlarının gelişimi gözlenebilen kurbağanın “daha insancıl bir eğitim aracı” olarak üretildiği belirtiliyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zehirli Kurbağa...]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=74</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 15:48:17 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=74</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_images/5378796623940975964.jpg" border="0" alt="[Resim: 5378796623940975964.jpg&#93;" /><br />
<br />
Amazon zehirli kurbağalarının kullandığı kimyasal silahlar listesine bir yenisi eklendi. Yeni keşfedilen zehir ailesine (N-methyldecahydroquinolin) daha önce doğada hiç rastlanmamış. Araştırmacılar bu zehrin kaynağının kurbağaların beslenme alışkanlıklarında saklı olduğu, büyük bir ihtimalle de karıncalardan kaynaklandığı görüşündeler.<br />
<br />
Amazon zehirli kurbağaları Dendrobatidae ailesinden. Dandrobatidae ailesine üye 200’den fazla tür Orta ve Güney Amerika’da yaşıyor. Araştırmacılar bu ailenin zehirli kurbağalarının derilerinde 500’den fazla alkaloid çeşidi olduğunu belirtiyorlar. Alkaloidler; bitkiler, bakteriler, mantar ve hayvanlar tarafından üretilebilen, basit nitrojen atomu içeren, doğal olarak oluşan kimyasal bileşiklerdir. Alkaloidler, üretildiği organizmaya zarar vermezken başka organizmalar için çoğunlukla zehirlidir. Kurbağalar, alkaloidleri avcılara yem olmamak için kimyasal korunma olarak kullanıyor.<br />
<br />
Bilim insanları, kurbağaların alkaloidlerin çoğunu besinlerinden (karıncalar, küçük arılar, kırkayaklar vb.) sağladıklarını, onları sindirirken büyük bir verimle alkaloidleri süzerek derilerinde sakladıklarını belirtiyorlar. Ayrıca, yeni keşfedilen zehrin kaynağını henüz bulamadıklarını, kurbağaların onu besinleri aracılığıyla elde edebilecekleri gibi kendi vücutlarında da üretiyor olabileceklerini ekliyorlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_images/5378796623940975964.jpg" border="0" alt="[Resim: 5378796623940975964.jpg]" /><br />
<br />
Amazon zehirli kurbağalarının kullandığı kimyasal silahlar listesine bir yenisi eklendi. Yeni keşfedilen zehir ailesine (N-methyldecahydroquinolin) daha önce doğada hiç rastlanmamış. Araştırmacılar bu zehrin kaynağının kurbağaların beslenme alışkanlıklarında saklı olduğu, büyük bir ihtimalle de karıncalardan kaynaklandığı görüşündeler.<br />
<br />
Amazon zehirli kurbağaları Dendrobatidae ailesinden. Dandrobatidae ailesine üye 200’den fazla tür Orta ve Güney Amerika’da yaşıyor. Araştırmacılar bu ailenin zehirli kurbağalarının derilerinde 500’den fazla alkaloid çeşidi olduğunu belirtiyorlar. Alkaloidler; bitkiler, bakteriler, mantar ve hayvanlar tarafından üretilebilen, basit nitrojen atomu içeren, doğal olarak oluşan kimyasal bileşiklerdir. Alkaloidler, üretildiği organizmaya zarar vermezken başka organizmalar için çoğunlukla zehirlidir. Kurbağalar, alkaloidleri avcılara yem olmamak için kimyasal korunma olarak kullanıyor.<br />
<br />
Bilim insanları, kurbağaların alkaloidlerin çoğunu besinlerinden (karıncalar, küçük arılar, kırkayaklar vb.) sağladıklarını, onları sindirirken büyük bir verimle alkaloidleri süzerek derilerinde sakladıklarını belirtiyorlar. Ayrıca, yeni keşfedilen zehrin kaynağını henüz bulamadıklarını, kurbağaların onu besinleri aracılığıyla elde edebilecekleri gibi kendi vücutlarında da üretiyor olabileceklerini ekliyorlar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dev Kamera]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=73</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 15:28:18 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=73</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_images/8703876484118003425.jpg" border="0" alt="[Resim: 8703876484118003425.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
Gördüğünüz bu makine tasarlanmış en büyük dijital kameralardan biri. Küçük bir araba kadar yer kaplayacak olan 74 CCD algılayıcısı (Charge Coupled Device, Yükten Bağlaşımlı Aygıt) olan 570 megapiksellik bu kamera Fermilab tarafından üretiliyor. ABD Enerji Bakanlığı’na bağlı bu laboratuarda astronom ve parçacık fizikçilerden oluşan ulular arası bir grup karanlık enerji konusu üzerinde çalışıyor.  Bu dev kamera da araştırmalarında onlara yardımcı olacak.<br />
<br />
Seksen yıl önce, Edwin Hubble evrenimizin giderek genişlediğini, gökadaların giderek birbirlerinden uzaklaştığını keşfetti. Bilim insanları, gökadalar arasındaki kütle çekiminin bu genişlemeyi zamanla azaltacağını varsaydılar. 1998’de iki farklı araştırmacı grubu giderek hızlanan bir genişleme olduğu ortaya koydu. Yapılan araştırmalara göre büyük patlamadan sonraki ilk 8 milyar yılda kütle çekimi gerçekten de etkili olmuş ve genişlemeyi yavaşlatmıştı ancak, yaklaşık 5 milyar yıl önce evrenin genişlemesi hızlanarak artmaya başladı. Bu hızlanmanın nedenini açıklayabilmek için karanlık enerji olarak adlandırılan varsayımsal bir enerji ortaya atıldı. Karanlık enerji hakkında bilinenler çok az -gerçekten var olup olmadığı bile henüz bilinmiyor. Bu dev kamera, gökadalardan ve süpernovalardan gelen ışık ayrıntılı olarak fotoğraflayacak. Bilim insanları bu fotoğraflar yardımıyla oluşturacakları grafikler yardımıyla evrenin genişleme hızını görebilecekler ve karanlık enerjinin varlığı ve etkileri üzerine daha fazla iz arayacaklar. Bittiğinde Şili’ye yerleştirilecek olan dev kamera beş yılda 300 milyon gökadanın haritalanmasını sağlayacak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_images/8703876484118003425.jpg" border="0" alt="[Resim: 8703876484118003425.jpg]" /><br />
<br />
<br />
Gördüğünüz bu makine tasarlanmış en büyük dijital kameralardan biri. Küçük bir araba kadar yer kaplayacak olan 74 CCD algılayıcısı (Charge Coupled Device, Yükten Bağlaşımlı Aygıt) olan 570 megapiksellik bu kamera Fermilab tarafından üretiliyor. ABD Enerji Bakanlığı’na bağlı bu laboratuarda astronom ve parçacık fizikçilerden oluşan ulular arası bir grup karanlık enerji konusu üzerinde çalışıyor.  Bu dev kamera da araştırmalarında onlara yardımcı olacak.<br />
<br />
Seksen yıl önce, Edwin Hubble evrenimizin giderek genişlediğini, gökadaların giderek birbirlerinden uzaklaştığını keşfetti. Bilim insanları, gökadalar arasındaki kütle çekiminin bu genişlemeyi zamanla azaltacağını varsaydılar. 1998’de iki farklı araştırmacı grubu giderek hızlanan bir genişleme olduğu ortaya koydu. Yapılan araştırmalara göre büyük patlamadan sonraki ilk 8 milyar yılda kütle çekimi gerçekten de etkili olmuş ve genişlemeyi yavaşlatmıştı ancak, yaklaşık 5 milyar yıl önce evrenin genişlemesi hızlanarak artmaya başladı. Bu hızlanmanın nedenini açıklayabilmek için karanlık enerji olarak adlandırılan varsayımsal bir enerji ortaya atıldı. Karanlık enerji hakkında bilinenler çok az -gerçekten var olup olmadığı bile henüz bilinmiyor. Bu dev kamera, gökadalardan ve süpernovalardan gelen ışık ayrıntılı olarak fotoğraflayacak. Bilim insanları bu fotoğraflar yardımıyla oluşturacakları grafikler yardımıyla evrenin genişleme hızını görebilecekler ve karanlık enerjinin varlığı ve etkileri üzerine daha fazla iz arayacaklar. Bittiğinde Şili’ye yerleştirilecek olan dev kamera beş yılda 300 milyon gökadanın haritalanmasını sağlayacak.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evliya Çelebi]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=72</link>
			<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 13:01:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=72</guid>
			<description><![CDATA[On ciltlik muhteşem eseri "Seyahatnamesi" ile dünya çapında tanınan âlimimiz ve seyyahımız Evliya Çelebi'nin hayatının dönüm noktası bir rüya ile başlar. Seyahatnamenin birinci cildinde gördüğü bu rüyayı şöyle anlatmaktadır:<br />
<br />
"İstanbul'da hanemde bir gece uykuya dalmıştım. Birden bire kendimi Yemiş iskelesi yanında bulunan Ahi Çelebi Camiinde gördüm. Camiinin içi nur yüzlü bir cemaatle dolup taşmıştı. Ben de bu camiinin içine girerek minberin dibine diz çöküp oturdum. Bu nur yüzlü pirleri hayranlıkla temaşaya daldım. Fakat bunlann kim olduklarını anlayamamıştım. Nihayet yanımda bulunan bir zata sordum: '-Benim sultanım, ism-i şerifinizi ihsan buyurur musunuz?' dedim. O zat, Kemankeşlerin Piri "Sa'd ibni Ebi Vakkas" olduğunu söyledi. Derhal elini öptüm. Yine:<br />
<br />
"-Sizin yanınızdaki zatlar kimlerdir?' diye sual ettiğimde: 'Sahabe-i Kiram ve Ensar Hazretleridir dedi. O tarafa baktım. Bu zatlar sıra ile Hazret-i Ebu Bekir (ra), Hazret-i Ömer (ra), Hazret-i Osman (ra), Hazret-i Ali (ra) idiler. Bunları doya doya seyredip taze can buldum. Mihrapta ise Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtü vesselam oturmakta idi. Biraz sonra yanımda oturmakta bulunan Sa'd İbni Ebi Vakkas Hazretleri elimden tutup beni Peygamber Efendimizin huzuruna götürdü ve dedi ki:<br />
<br />
" 'Âşık'ı sâdıkın ve ümmet-i müştakın Evliya kulun şefatin rica eder.'<br />
<br />
"Ben de derhal Hazret-i Peygamberin dest-i mübareklerini bûs ettim. Fakat heybetlerinden çok korkarak titredim. Kendilerine:<br />
<br />
" 'Şefaat ya Resulallah!' diyeceğim yerde:<br />
<br />
"Seyahat ve Resulullah! diyi verdim. Cenab-ı Peygamber derhal tebessüm ettiler. Seyahatlerimin hayırlı olması için 'Fatiha' dediler. Bundan sonra sıra ile Eshab-ı Kiram'in ellerini birer birer öptüm. Cümlesi:<br />
<br />
"Seyyâh-ı âlem ve ferîd-i beni âdem ol! "diye dua ettiler. Ben de Ahi Çelebi Camiinden dışarı çıktım.<br />
<br />
"Sabah olup uyanınca bir abdest alıp bu rüyamı tabir ettirmek üzere Kasımpaşa'da İbrahim Efendi Hazretlerine gittim. Bu zat bana:<br />
<br />
"Sen büyük bir seyyah olacaksın!'<br />
<br />
"buyurdu. Ben de bundan sonra seyahata çıkıp gördüklerimi yazmaya başladım."<br />
<br />
Sahabelerin yaptığı dualar Dergâh-ı İlâhî'de kabul olunmuş ve Evliya Çelebi benzeri olmayan ve sahasında da tek olan dünya seyyahı oluvermiştir.<br />
<br />
Asya, Avrupa ve Afrika'ya yayılan imparatorluğun topraklarını adım adım dolaşarak gördüklerini tesbit eden Evliya Çelebi'nin telif ettiği on bin sahifelik "Seyahatname"si emsalsiz bir tarih ve coğrafya eseri olarak dünya ilim âleminin dikkatini çekmiştir.<br />
<br />
Meşhur seyyahımız 1630'da gördüğü yukarıda bahsi geçen rüyadan sonra, ilk seyahatim 1640'ta ailesinden gizli olarak Bursa'ya yapmıştır. Çıktığı bu ilk seyahati bir ay devam etmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamenin ikinci cildinde seyahat dönüşü babasının tavrım ve kendisine yaptığı nasihatlan şöyle anlatmaktadır:<br />
<br />
"Hakir o gün hane-i gamkînimize (gam içinde olan evimize) varıp peder ü mâderin (baba ve ananın) dest-i şeriflerini (ellerini) öpüp huzur-i şeriflerinde (önlerinde) karar ettiğimde (durduğumda) peder-i azizim eyitti:<br />
<br />
"Safa geldin Bursa seyyahı! Sefa geldin! 'Halbuki ne canibe gittiğimden kimsenin haberi yok idi. Hakir dedim: 'Sultanım, hakirin Bursa'da idiğimi nerden bildiniz?'<br />
<br />
"Buyurdular ki: -Sen bin elli senesi muharreminin aşuresinde (1640 senesi Mayıs başları) kaybolduğun gece ben nice me'sure (makbul dualar) tilâvet ettim. Bin kerre "kevser" suresini okudum. Ol gece Âlem-i menamda (uykuda) seni gördüm ki Bursa'da Emir Sultan zaviyesinde ruhaniyetten istimdat ile seyahat rica edip bükâ ederdin (ağlardın) o gece bana nice ehl-i hal canlar rica edip senin seyahata gitmekliğin için izin talep eylediler. Ben de ol gece cümlesinin rızasıyla sana destur (izin) verdim. Fatiha tilavet eyledik.<br />
<br />
"Gel imdi, oğul! Şimdengeri (bundan sonra) sana seyahat göründü. Allah mübarek eyliye. Amma sana nasihatim var" diye elimden yapışıp, huzurunda ayak üzerine durdurup sağ eliyle sol kulağımı burarak şu nasihata ağâz eyledi (başladı):<br />
<br />
"Oğul! âdem yoksul olur, besmelesiz taam (yemek) yeme. Sırrın var ise sakın avratına deme. Cünüp iken yemek yeme. Esvabının (elbisenin) söküğünü üstünde dikme. İyi adını keme takma. Keme (kötüye) yoldaş olma, zararını çekersin. Sen yürü ileri, gözüm, kalma geri. Alay bozma..."<br />
<br />
Seyahat için babasından da ruhsat alan Evliya Çelebi o tarihten itibaren vefatına kadar durmadan gezip dolaşmıştır.<br />
<br />
Tatlı dilli, hoş sohbet seyyahımız Evliya Çelebi, 1611 yılında, İstanbul'un Unkapanı semtinde dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Hafız Mehmed Zıllî Evliya idi Aslen Kütahyalı olan babası, Sultan IV.Murad'ın Kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî Efendi de âlim bir zattı. Evliyanın kuvvetli bir tahsil görmesi için çalışmıştır. Evliya da babasını mahcup etmemiş, zekası, çalışkanlığı ve kabiliyetiyle hocalarının takdirini kazanmıştır. Hamid efendi medresesindeki tahsilini ikmal ettikten sonra, tanınmış âlim Ahfeş Efendi'den yedi sene ders almış, Evliya Mehmed Efendi'nin de ilminden istifade etmiştir. Bilahare Topkapı Sarayındaki Enderun-u Hümayun'a girmiş, burayı bitirdikten sonra da sipahi sınıfına dahil olmuştur.<br />
<br />
Sultan IV.Murad, ilmini ve ahlakını yakinen bildiği Evliya Çelebiyi saraya muhasib olarak almıştır. Evliya Çelebi Sultan İbrahim ve Sultan IV. Mehmed devirlerinde de mühim resmi vazifeler almış ve bu vazifeler dolayısiyle çeşitli beldeleri gezmiştir.<br />
<br />
Defterdarzade Ahmet Paşa ile Anadolu'yu, Şam Beylerbeyi Murtaza Paşa ile Suriye ve Filistin'i gezdikten sonra Melek Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında sadarette memuriyet almış, Paşa'nın Rumeli Beylerbeyliğine gönderilmesi üzerine onu takib etmiştir.<br />
<br />
Fazıl Ahmed Paşa'nın ordusuyla birlikte Avusturya'ya gitmiş, yolda gördüğü yerler hakkında çeşitli malzeme toplamıştır.<br />
<br />
Elçi Mehmed Paşa ile birlikte Viyana'ya gitmiş, bu vesile ile Avusturya şehirlerini dikkatle tedkik etmiştir. Seyahatini İspanya, Hollanda ve Danimarkaya kadar uzatmış, daha sonra Eflak-Boğdan, Kırım, Kafkasya ve Hazer Denizi çevresini, Volga boylarını incelemiştir.<br />
<br />
Hac vazifesini yerine getirmek için Hicaza, oradan Mısır, Sudan ve Habeşistan'a gitmiştir.<br />
<br />
Yetmiş senelik ömrünü devamlı seyahat etmekle geçiren Evliya Çelebi, Osmanlı devletinin hemen bütün şehirlerini ve kasabalarını gezmiştir. Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır ve Hicaz'ın yanı sıra Macaristan, Transilvanya, Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek, Dalmaçya, Güney Rusya, Kırım, Kafkasya ve İran'ın birçok bölgelerini dolaşmıştır.<br />
<br />
Gördüklerini basit bir şekilde ele almamış, köklü incelemelerde bulunmuştur. Bölgelerin ahlak, görgü ve an'anelerini, meşhur şahıslarını, binalarını ve tarihlerini inceledikten sonra kaleme almıştır.<br />
<br />
Seyahatlerinden bir kısmını savaşlara katılmak suretiyle yapan Evliya Çelebi, bizzat savaşlara da katılmış ve silah kullanmada, ata binmedeki maharetini harp meydanında göstermiştir.<br />
<br />
Güzel sesi ve hoş sohbeti ile her zaman padişahların, vezirlerin ve komutanların yanıbaşında bulunmuştur. Onun hoş sohbeti yazı üslubuna da aksetmiş ve ölmez eseri "Seyahatname" zevkle okunan bir klasik hüviyetini asırlardan beri muhafaza etmiştir.<br />
<br />
Ömrünü ilme adayan bu değerli âlim ve seyyahımız hiç evlenmemiştir. 1681'de vefat eden Evliya Çelebi'nin mezarı kayıptır.<br />
<br />
Seyahatname'si muhtelif dillere tercüme edilmiş olan dünya çapında şöhret sahibi Evliya Çelebi'nin mezarının kayıp oluşunu kabullenmek istemiyorduk bir türlü. Araştırmaya başladık. Tarihî kaynaklar, Evliya Çelebi'nin Mısır Seyahati dönüşünde İstanbul'da vefat ettiğini ve Lohusakadın türbesinin yanına defnedildiğini söylemekteydi. Şişhanede bulunan Lohusakadın türbesinin yanında Meyyiz Zade Kabri ve onun bitişiğinde Evliya Çelebi ailesine ait mezarlık bulunmaktaymış. O civarda yaptığımız araştırmada, Lohusakadın türbesinden başka hiç bir mezar göremedik. Nasıl olurdu, koskoca mezarlık nereye giderdi? Kafamıza düğümlenen suallerin cevablarını değerli tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı'da bulduk. Şöyle diyordu Konyalı:<br />
<br />
"Evliya Çelebi ve babası, IV.Murad'ın kuyumcubaşısı Mehmed Zıllî Efendi Lohusakadın türbesinin yanında medfundur. Fakat yol yapılırken ordaki bütün mezarlar yerinden söküldü ve mezar taşları bir çukura dolduruldu. Ben yol yapılırken gitmiş ve mezar taşlarını görmüştüm."<br />
<br />
Bu ifadeden sonra tekrar Şişhane'ye gittik ve bu defa mezar taşlarını aramaya başladık. Ne yazık ki bütün aramalarımıza rağmen bir tek mezar taşına bile rastlayamadık. Evet, Koca Evliya Çelebi'nin, Mehmed Zilli Efendi'nin ve daha nice büyüklerin mezarları yok olmuştu, yok dilmişti. Evliya Çelebi'yi araştıran Batılı bir araştırmacı İstanbul'a gelip Evliya Çelebi'nin mezarını sorsa, "yoktur" veya "kayıp" cevabı verilecekti. O da "Ayıp" diyemeyecek kadar nezaket sahibi ise, "yazık" diyecekti. Nitekim öyle de demektedirler. <br />
<br />
<br />
<a href="http://turktarih.net/tarih/186/evliya-celebi" target="_blank">Alıntı</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[On ciltlik muhteşem eseri "Seyahatnamesi" ile dünya çapında tanınan âlimimiz ve seyyahımız Evliya Çelebi'nin hayatının dönüm noktası bir rüya ile başlar. Seyahatnamenin birinci cildinde gördüğü bu rüyayı şöyle anlatmaktadır:<br />
<br />
"İstanbul'da hanemde bir gece uykuya dalmıştım. Birden bire kendimi Yemiş iskelesi yanında bulunan Ahi Çelebi Camiinde gördüm. Camiinin içi nur yüzlü bir cemaatle dolup taşmıştı. Ben de bu camiinin içine girerek minberin dibine diz çöküp oturdum. Bu nur yüzlü pirleri hayranlıkla temaşaya daldım. Fakat bunlann kim olduklarını anlayamamıştım. Nihayet yanımda bulunan bir zata sordum: '-Benim sultanım, ism-i şerifinizi ihsan buyurur musunuz?' dedim. O zat, Kemankeşlerin Piri "Sa'd ibni Ebi Vakkas" olduğunu söyledi. Derhal elini öptüm. Yine:<br />
<br />
"-Sizin yanınızdaki zatlar kimlerdir?' diye sual ettiğimde: 'Sahabe-i Kiram ve Ensar Hazretleridir dedi. O tarafa baktım. Bu zatlar sıra ile Hazret-i Ebu Bekir (ra), Hazret-i Ömer (ra), Hazret-i Osman (ra), Hazret-i Ali (ra) idiler. Bunları doya doya seyredip taze can buldum. Mihrapta ise Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtü vesselam oturmakta idi. Biraz sonra yanımda oturmakta bulunan Sa'd İbni Ebi Vakkas Hazretleri elimden tutup beni Peygamber Efendimizin huzuruna götürdü ve dedi ki:<br />
<br />
" 'Âşık'ı sâdıkın ve ümmet-i müştakın Evliya kulun şefatin rica eder.'<br />
<br />
"Ben de derhal Hazret-i Peygamberin dest-i mübareklerini bûs ettim. Fakat heybetlerinden çok korkarak titredim. Kendilerine:<br />
<br />
" 'Şefaat ya Resulallah!' diyeceğim yerde:<br />
<br />
"Seyahat ve Resulullah! diyi verdim. Cenab-ı Peygamber derhal tebessüm ettiler. Seyahatlerimin hayırlı olması için 'Fatiha' dediler. Bundan sonra sıra ile Eshab-ı Kiram'in ellerini birer birer öptüm. Cümlesi:<br />
<br />
"Seyyâh-ı âlem ve ferîd-i beni âdem ol! "diye dua ettiler. Ben de Ahi Çelebi Camiinden dışarı çıktım.<br />
<br />
"Sabah olup uyanınca bir abdest alıp bu rüyamı tabir ettirmek üzere Kasımpaşa'da İbrahim Efendi Hazretlerine gittim. Bu zat bana:<br />
<br />
"Sen büyük bir seyyah olacaksın!'<br />
<br />
"buyurdu. Ben de bundan sonra seyahata çıkıp gördüklerimi yazmaya başladım."<br />
<br />
Sahabelerin yaptığı dualar Dergâh-ı İlâhî'de kabul olunmuş ve Evliya Çelebi benzeri olmayan ve sahasında da tek olan dünya seyyahı oluvermiştir.<br />
<br />
Asya, Avrupa ve Afrika'ya yayılan imparatorluğun topraklarını adım adım dolaşarak gördüklerini tesbit eden Evliya Çelebi'nin telif ettiği on bin sahifelik "Seyahatname"si emsalsiz bir tarih ve coğrafya eseri olarak dünya ilim âleminin dikkatini çekmiştir.<br />
<br />
Meşhur seyyahımız 1630'da gördüğü yukarıda bahsi geçen rüyadan sonra, ilk seyahatim 1640'ta ailesinden gizli olarak Bursa'ya yapmıştır. Çıktığı bu ilk seyahati bir ay devam etmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamenin ikinci cildinde seyahat dönüşü babasının tavrım ve kendisine yaptığı nasihatlan şöyle anlatmaktadır:<br />
<br />
"Hakir o gün hane-i gamkînimize (gam içinde olan evimize) varıp peder ü mâderin (baba ve ananın) dest-i şeriflerini (ellerini) öpüp huzur-i şeriflerinde (önlerinde) karar ettiğimde (durduğumda) peder-i azizim eyitti:<br />
<br />
"Safa geldin Bursa seyyahı! Sefa geldin! 'Halbuki ne canibe gittiğimden kimsenin haberi yok idi. Hakir dedim: 'Sultanım, hakirin Bursa'da idiğimi nerden bildiniz?'<br />
<br />
"Buyurdular ki: -Sen bin elli senesi muharreminin aşuresinde (1640 senesi Mayıs başları) kaybolduğun gece ben nice me'sure (makbul dualar) tilâvet ettim. Bin kerre "kevser" suresini okudum. Ol gece Âlem-i menamda (uykuda) seni gördüm ki Bursa'da Emir Sultan zaviyesinde ruhaniyetten istimdat ile seyahat rica edip bükâ ederdin (ağlardın) o gece bana nice ehl-i hal canlar rica edip senin seyahata gitmekliğin için izin talep eylediler. Ben de ol gece cümlesinin rızasıyla sana destur (izin) verdim. Fatiha tilavet eyledik.<br />
<br />
"Gel imdi, oğul! Şimdengeri (bundan sonra) sana seyahat göründü. Allah mübarek eyliye. Amma sana nasihatim var" diye elimden yapışıp, huzurunda ayak üzerine durdurup sağ eliyle sol kulağımı burarak şu nasihata ağâz eyledi (başladı):<br />
<br />
"Oğul! âdem yoksul olur, besmelesiz taam (yemek) yeme. Sırrın var ise sakın avratına deme. Cünüp iken yemek yeme. Esvabının (elbisenin) söküğünü üstünde dikme. İyi adını keme takma. Keme (kötüye) yoldaş olma, zararını çekersin. Sen yürü ileri, gözüm, kalma geri. Alay bozma..."<br />
<br />
Seyahat için babasından da ruhsat alan Evliya Çelebi o tarihten itibaren vefatına kadar durmadan gezip dolaşmıştır.<br />
<br />
Tatlı dilli, hoş sohbet seyyahımız Evliya Çelebi, 1611 yılında, İstanbul'un Unkapanı semtinde dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Hafız Mehmed Zıllî Evliya idi Aslen Kütahyalı olan babası, Sultan IV.Murad'ın Kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî Efendi de âlim bir zattı. Evliyanın kuvvetli bir tahsil görmesi için çalışmıştır. Evliya da babasını mahcup etmemiş, zekası, çalışkanlığı ve kabiliyetiyle hocalarının takdirini kazanmıştır. Hamid efendi medresesindeki tahsilini ikmal ettikten sonra, tanınmış âlim Ahfeş Efendi'den yedi sene ders almış, Evliya Mehmed Efendi'nin de ilminden istifade etmiştir. Bilahare Topkapı Sarayındaki Enderun-u Hümayun'a girmiş, burayı bitirdikten sonra da sipahi sınıfına dahil olmuştur.<br />
<br />
Sultan IV.Murad, ilmini ve ahlakını yakinen bildiği Evliya Çelebiyi saraya muhasib olarak almıştır. Evliya Çelebi Sultan İbrahim ve Sultan IV. Mehmed devirlerinde de mühim resmi vazifeler almış ve bu vazifeler dolayısiyle çeşitli beldeleri gezmiştir.<br />
<br />
Defterdarzade Ahmet Paşa ile Anadolu'yu, Şam Beylerbeyi Murtaza Paşa ile Suriye ve Filistin'i gezdikten sonra Melek Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında sadarette memuriyet almış, Paşa'nın Rumeli Beylerbeyliğine gönderilmesi üzerine onu takib etmiştir.<br />
<br />
Fazıl Ahmed Paşa'nın ordusuyla birlikte Avusturya'ya gitmiş, yolda gördüğü yerler hakkında çeşitli malzeme toplamıştır.<br />
<br />
Elçi Mehmed Paşa ile birlikte Viyana'ya gitmiş, bu vesile ile Avusturya şehirlerini dikkatle tedkik etmiştir. Seyahatini İspanya, Hollanda ve Danimarkaya kadar uzatmış, daha sonra Eflak-Boğdan, Kırım, Kafkasya ve Hazer Denizi çevresini, Volga boylarını incelemiştir.<br />
<br />
Hac vazifesini yerine getirmek için Hicaza, oradan Mısır, Sudan ve Habeşistan'a gitmiştir.<br />
<br />
Yetmiş senelik ömrünü devamlı seyahat etmekle geçiren Evliya Çelebi, Osmanlı devletinin hemen bütün şehirlerini ve kasabalarını gezmiştir. Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır ve Hicaz'ın yanı sıra Macaristan, Transilvanya, Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek, Dalmaçya, Güney Rusya, Kırım, Kafkasya ve İran'ın birçok bölgelerini dolaşmıştır.<br />
<br />
Gördüklerini basit bir şekilde ele almamış, köklü incelemelerde bulunmuştur. Bölgelerin ahlak, görgü ve an'anelerini, meşhur şahıslarını, binalarını ve tarihlerini inceledikten sonra kaleme almıştır.<br />
<br />
Seyahatlerinden bir kısmını savaşlara katılmak suretiyle yapan Evliya Çelebi, bizzat savaşlara da katılmış ve silah kullanmada, ata binmedeki maharetini harp meydanında göstermiştir.<br />
<br />
Güzel sesi ve hoş sohbeti ile her zaman padişahların, vezirlerin ve komutanların yanıbaşında bulunmuştur. Onun hoş sohbeti yazı üslubuna da aksetmiş ve ölmez eseri "Seyahatname" zevkle okunan bir klasik hüviyetini asırlardan beri muhafaza etmiştir.<br />
<br />
Ömrünü ilme adayan bu değerli âlim ve seyyahımız hiç evlenmemiştir. 1681'de vefat eden Evliya Çelebi'nin mezarı kayıptır.<br />
<br />
Seyahatname'si muhtelif dillere tercüme edilmiş olan dünya çapında şöhret sahibi Evliya Çelebi'nin mezarının kayıp oluşunu kabullenmek istemiyorduk bir türlü. Araştırmaya başladık. Tarihî kaynaklar, Evliya Çelebi'nin Mısır Seyahati dönüşünde İstanbul'da vefat ettiğini ve Lohusakadın türbesinin yanına defnedildiğini söylemekteydi. Şişhanede bulunan Lohusakadın türbesinin yanında Meyyiz Zade Kabri ve onun bitişiğinde Evliya Çelebi ailesine ait mezarlık bulunmaktaymış. O civarda yaptığımız araştırmada, Lohusakadın türbesinden başka hiç bir mezar göremedik. Nasıl olurdu, koskoca mezarlık nereye giderdi? Kafamıza düğümlenen suallerin cevablarını değerli tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı'da bulduk. Şöyle diyordu Konyalı:<br />
<br />
"Evliya Çelebi ve babası, IV.Murad'ın kuyumcubaşısı Mehmed Zıllî Efendi Lohusakadın türbesinin yanında medfundur. Fakat yol yapılırken ordaki bütün mezarlar yerinden söküldü ve mezar taşları bir çukura dolduruldu. Ben yol yapılırken gitmiş ve mezar taşlarını görmüştüm."<br />
<br />
Bu ifadeden sonra tekrar Şişhane'ye gittik ve bu defa mezar taşlarını aramaya başladık. Ne yazık ki bütün aramalarımıza rağmen bir tek mezar taşına bile rastlayamadık. Evet, Koca Evliya Çelebi'nin, Mehmed Zilli Efendi'nin ve daha nice büyüklerin mezarları yok olmuştu, yok dilmişti. Evliya Çelebi'yi araştıran Batılı bir araştırmacı İstanbul'a gelip Evliya Çelebi'nin mezarını sorsa, "yoktur" veya "kayıp" cevabı verilecekti. O da "Ayıp" diyemeyecek kadar nezaket sahibi ise, "yazık" diyecekti. Nitekim öyle de demektedirler. <br />
<br />
<br />
<a href="http://turktarih.net/tarih/186/evliya-celebi" target="_blank">Alıntı</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İdare Ediyozz :)))]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=71</link>
			<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 12:24:25 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=71</guid>
			<description><![CDATA[Modern bir hapishaneyi gezen gazeteci çığlıkların geldiği bir odanın önünde durdu: “bu çığlık da ne?”…<br />
<br />
hapishane yetkilisi:<br />
“burası elektirikli sandalye odası.<br />
<br />
bir zenciyi idam ediyoruz.”<br />
<br />
-peki niye çığlık atıyor<br />
<br />
-eletirikler kesildide mumla idare ediyoruz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Modern bir hapishaneyi gezen gazeteci çığlıkların geldiği bir odanın önünde durdu: “bu çığlık da ne?”…<br />
<br />
hapishane yetkilisi:<br />
“burası elektirikli sandalye odası.<br />
<br />
bir zenciyi idam ediyoruz.”<br />
<br />
-peki niye çığlık atıyor<br />
<br />
-eletirikler kesildide mumla idare ediyoruz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Balıkesir Belediyesinin Coğrafyası]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=70</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 23:10:46 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=70</guid>
			<description><![CDATA[COĞRAFYA<br />
<br />
 Balıkesir ili Anadolu yarımadasının kuzeybatısında ve önemli bir birimi Marmara coğrafi bölgesinin Güney Marmara bölümünün Karesi yöresinde; diğer küçük bir birimi ise Ege coğrafi bölgesindeki Asıl Ege bölümünün Kuzey Ege kesiminde yer alır. <br />
  <br />
Kuzeybatısında Çanakkale ili, kuzeyinde Marmara Denizi, doğusunda Bursa, güneydoğusunda Kütahya, güneyinde Manisa, güneybatısında İzmir illeri ve batısında Ege denizi yer alır.<br />
<br />
<br />
İLİN İZDÜŞÜM YÜZÖLÇÜMÜ : 14.456 Km² <br />
MERKEZ İLÇE   :   1.466 Km²  <br />
İLÇE SAYISI   : 19 İLÇE (MERKEZ DAHİL) <br />
BELDE SAYISI   : 31 BELDE<br />
<br />
<br />
MÜCAVİR ALAN<br />
<br />
Mücavir Alan   : 29.000 Hektar <br />
Mücavir Alan Onay Tarihi : 27.12.1978  <br />
Belediye Sınırı   :    6.200 Hektar <br />
Belediye Sınırı Onay Tarihi : 29.11.1927]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[COĞRAFYA<br />
<br />
 Balıkesir ili Anadolu yarımadasının kuzeybatısında ve önemli bir birimi Marmara coğrafi bölgesinin Güney Marmara bölümünün Karesi yöresinde; diğer küçük bir birimi ise Ege coğrafi bölgesindeki Asıl Ege bölümünün Kuzey Ege kesiminde yer alır. <br />
  <br />
Kuzeybatısında Çanakkale ili, kuzeyinde Marmara Denizi, doğusunda Bursa, güneydoğusunda Kütahya, güneyinde Manisa, güneybatısında İzmir illeri ve batısında Ege denizi yer alır.<br />
<br />
<br />
İLİN İZDÜŞÜM YÜZÖLÇÜMÜ : 14.456 Km² <br />
MERKEZ İLÇE   :   1.466 Km²  <br />
İLÇE SAYISI   : 19 İLÇE (MERKEZ DAHİL) <br />
BELDE SAYISI   : 31 BELDE<br />
<br />
<br />
MÜCAVİR ALAN<br />
<br />
Mücavir Alan   : 29.000 Hektar <br />
Mücavir Alan Onay Tarihi : 27.12.1978  <br />
Belediye Sınırı   :    6.200 Hektar <br />
Belediye Sınırı Onay Tarihi : 29.11.1927]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Balıkesir Belediyesinin Tarihçesi]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=69</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 23:05:24 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=69</guid>
			<description><![CDATA[Balıkesir, Anadolu yarımadasının kuzey batısında ve önemli bir kısmı Marmara’da olmak üzere geriye kalan kısmı da Ege Bölgesi'nde yeralan bir ildir. Güneyinden Manisa ve İzmir, batısında Ege Denizi ve Çanakkale, doğusundan Kütahya ve Bursa, kuzeyinden Marmara Denizi ile çevrilmiştir. Bu konumuyla Türkiye’nin Marmara ve Ege denizine açılan yeşil penceresidir. <br />
<br />
Yüzölçümü 14.456 Km² olan Balıkesir'in 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan sayıma göre nüfusu 1.075.631’dir ( Merkez ilçe nüfusu 218.000 Tahmini). İle bağlı ilçe sayısı 19'dur. Bunlar: Merkez ilçe, Ayvalık, Balya, Bandırma, Bigadiç, Burhaniye, Dursunbey, Edremit, Erdek, Gömeç, Gönen, Havran, İvrindi, Kepsut, Marmara, Manyas, Savaştepe, Sındırgı ve Susurluk’tur.<br />
<br />
 Balıkesir, Ege ve Marmara Denizlerine kıyıları olduğu için, tarihi  en eski yerleşim bölgelerini kapsayan Arkaik Çağının MÖ 3000 yılına dek uzanır. Bu bölgenin Antik Çağdaki adı MYSİA'dır. <br />
<br />
 İlin, adını nereden aldığı hakkında değişik rivayetler vardır. Bir rivayette Paleo Kastro (Eski Hisar), bir başka söylentiye göre Bal-ı Kesr (Balı çok), bir başka rivayette ise Pers Devlet adamı Balı-Kisra'nın adından, yada Balak-Hisar veya Balık-Hisar'dan geldiği söylenir...<br />
<br />
 Antik Çağdaki Mysia adını alan bu bölgede Edremit (Adramytteinen) ilçesinin Altınoluk bucağında Antandros, Erdek (Ertaka) (Belkıs-Kyzikos), Bandırma (Pandermit) adlı önemli  antik yerleşim sahaları vardır.<br />
<br />
 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu'ya girmeye başlayan Türkler kısa zamanda Selçuklu Devleti idaresinde uçlara yığılmışlar, buralarda yeni yöreler fethedip, Beylikler kurmuşlardır. İşte bu Beyliklerden biri de Danişment Gazi soyundan gelen Kalemşah Oğlu Karesi Bey'in kurduğu Karesi Beyliği'dir. (Bu beylik Balıkesir'in oluşumunda kuruluş itibarıyla önemli rol oynamıştır.)... 1862'den itibaren çeşitli Yörük Aşiretleri bölgede iskana tabi tutulmuş, yerleştirilmiştir. 1878 (93 Harbi) sonunda gelen Muhacirler bölgede yeni köyler kurmuşlardır.<br />
<br />
 Kurtuluş Savaşı'nda 15 Mayıs 1919'da düşmanın İzmir'i işgalinden hemen sonra durumu müzakere eden çeşitli kongreler düzenlendi. Balıkesirliler Redd-i İlhak Cemiyetini kurarak silahlı direniş kararı aldı. Kısa zamanda gelişen karşı koyma hareketi (Redd-i İlhak) sonucu Akhisar, Ayvalık, İvrindi Cephelerinde düşman önünde 13 ay direnildi. 30 Haziran 1920'de işgal edilen Balıkesir 6 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtuldu. Balıkesir Milli Mücadelede Redd-i İlhak Cemiyetini  kuran ve düşmana karşı koyan ilk iller arasındadır. <br />
<br />
 Balıkesir'de turizm alanında büyük gelişmeler olmuştur. Başlıca turizm merkezleri Altınoluk, Ayvalık, Edremit, Akçay, Burhaniye, Ören ve Erdek'tir. Pek çok uygarlığa evsahipliği yapmış olan Balıkesir, zengin tarihi kalıntılarıyla insanlığın en eski dönemlerine ışık tutar. Buna örnek olarak Yıldırım Camii (Eski Camii), Zağnos Paşa Camii ve il merkezinde Saat Kulesi gösterilebilir.<br />
<br />
  Kent çevresinde doğal güzellikler içinde kurulmuş tarihi kalıntılarıyla pek çok kasaba bulunur. Edremit Körfezi ve oksijen yoğunluğu bakımından dünyada ikinci sırada gelen Altınoluk (Oksijen Cenneti) bu güzel yörelerden bazılarıdır. Zeytinlikler içinde yeralan Ayvalık ilçesi ise güzel kumsalları, karşısındaki küçük adalar ve tarihi kalıntılarıyla ünlü Sarımsaklı Yarımadası ve Cunda (Alibey) Adası gerçekten görülmeye değerdir.  <br />
  <br />
 Balıkesir'in görülmeye değer tarihi eserleri merkezde: Zağnospaşa Camii, Yıldırım Camii, Saat Kulesi (Koca Saat), Umurbey Camii, Karesi Bey Türbesi, Yeldeğirmenleri vs.dir. İlçelerde: Ayvalık'ta Taksiyarkis Kilisesi, Saatli Camii vb., Bandırma'da liman, Cami ve Türbeler, Burhaniye'de Ören, Edremit (Burada Osmanlı döneminde tersaneler kurulmuştur.), Kurşunlu Camii çevredeki en eski İslami eserdir. Ayrıca Altınoluk Bucağında Andantros harabeleri dikkat eçeker. Akçay'a 30 km. uzaklıktaki Küçükkuyu Köyü'ne yakın bir yerde bulunan Zeus Altarı ilginçtir. Öte yandan Erdek, İvrindi, Gönen ve Marmara ilçeleri de çeşitli tarihi zenginliklere sahiptirler. Bunların yanısıra il merkezindeki Atatürk Parkı, Değirmen Boğazı ve Çamlık, Balıkesir'e ayrı bir çekicilik kazandırmaktadır. Dünyaca  ünlü Manyas Kuşcenneti adeta bir sembol olmuştur. <br />
<br />
Bölgenin geçim kaynakları genelde tarıma dayalıdır. Zeytin cenneti olan körfez bölgesinin yapısı itibarıyla zeytincilik oldukça etkindir Bunun yanısıra tahıl ürünleri, şeker pancarı, domates, kavun ve benzeri ürünler ekonomideki yerlerini almışlardır. Balıkesir denilince akla hemen Yağcıbedir Halıları gelir. Dünya çapında bir pazarı olan bu halılar ekonomiye önemli derecede katkıda bulunur. İlde zeytinyağı ve çiçekyağı üretimi yanısıra kurulan dev salça fabrikaları, un ve yem sanayileri de ihracata yönelik olarak ekonomiye doğrudan katkıda bulunmaktadır. Ayrıca yörenin, pek çok türlülüğü ile birlikte kolonya, kaymak ve kavunu meşhurdur. Balıkesir'e gelip bir kolonya imalathanesine girildiğinde binbir çeşit bitkilerden imal edilen kokuları bulmanız mümkündür. Bölgede Pamuk üretimi de yapılmaktadır. <br />
<br />
 İlin sanayi yapısı gelişmeye başlamıştır. Organize sanayi sitesi bu gelişmeye örnektir. Ağır sanayi bölgesinde faal olan Haddaneler demir üretiminde çok önemli rol oynarlar.<br />
<br />
 Sosyal canlılık ve eğitimdeki performansı ile aktif yaşamda yerini alan Balıkesir, 1992 yılında kurulan ve 1 Ocak 1993 tarihinde tüzel kişiliğini kazanan Balıkesir Üniversitesi örneği ile çağdaş eğitimciliğe katkılarda bulunmaktadır. <br />
<br />
 Balıkesir, küçük kasabaları ve pek çok doğa görüntüleri ile öteden beri ziyaretçileri büyüleyen bir kenttir. Ege ile Marmara kıyıları, kilometrelerce uzanan kumsalları, göz kamaştırıcı mavilikteki deniz, bölgeyi kaplayan yeşil örtü, mükemmel bir çevrede mükemmel bir zaman geçirmek isteyen herkesi buraya çeker.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Balıkesir, Anadolu yarımadasının kuzey batısında ve önemli bir kısmı Marmara’da olmak üzere geriye kalan kısmı da Ege Bölgesi'nde yeralan bir ildir. Güneyinden Manisa ve İzmir, batısında Ege Denizi ve Çanakkale, doğusundan Kütahya ve Bursa, kuzeyinden Marmara Denizi ile çevrilmiştir. Bu konumuyla Türkiye’nin Marmara ve Ege denizine açılan yeşil penceresidir. <br />
<br />
Yüzölçümü 14.456 Km² olan Balıkesir'in 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan sayıma göre nüfusu 1.075.631’dir ( Merkez ilçe nüfusu 218.000 Tahmini). İle bağlı ilçe sayısı 19'dur. Bunlar: Merkez ilçe, Ayvalık, Balya, Bandırma, Bigadiç, Burhaniye, Dursunbey, Edremit, Erdek, Gömeç, Gönen, Havran, İvrindi, Kepsut, Marmara, Manyas, Savaştepe, Sındırgı ve Susurluk’tur.<br />
<br />
 Balıkesir, Ege ve Marmara Denizlerine kıyıları olduğu için, tarihi  en eski yerleşim bölgelerini kapsayan Arkaik Çağının MÖ 3000 yılına dek uzanır. Bu bölgenin Antik Çağdaki adı MYSİA'dır. <br />
<br />
 İlin, adını nereden aldığı hakkında değişik rivayetler vardır. Bir rivayette Paleo Kastro (Eski Hisar), bir başka söylentiye göre Bal-ı Kesr (Balı çok), bir başka rivayette ise Pers Devlet adamı Balı-Kisra'nın adından, yada Balak-Hisar veya Balık-Hisar'dan geldiği söylenir...<br />
<br />
 Antik Çağdaki Mysia adını alan bu bölgede Edremit (Adramytteinen) ilçesinin Altınoluk bucağında Antandros, Erdek (Ertaka) (Belkıs-Kyzikos), Bandırma (Pandermit) adlı önemli  antik yerleşim sahaları vardır.<br />
<br />
 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu'ya girmeye başlayan Türkler kısa zamanda Selçuklu Devleti idaresinde uçlara yığılmışlar, buralarda yeni yöreler fethedip, Beylikler kurmuşlardır. İşte bu Beyliklerden biri de Danişment Gazi soyundan gelen Kalemşah Oğlu Karesi Bey'in kurduğu Karesi Beyliği'dir. (Bu beylik Balıkesir'in oluşumunda kuruluş itibarıyla önemli rol oynamıştır.)... 1862'den itibaren çeşitli Yörük Aşiretleri bölgede iskana tabi tutulmuş, yerleştirilmiştir. 1878 (93 Harbi) sonunda gelen Muhacirler bölgede yeni köyler kurmuşlardır.<br />
<br />
 Kurtuluş Savaşı'nda 15 Mayıs 1919'da düşmanın İzmir'i işgalinden hemen sonra durumu müzakere eden çeşitli kongreler düzenlendi. Balıkesirliler Redd-i İlhak Cemiyetini kurarak silahlı direniş kararı aldı. Kısa zamanda gelişen karşı koyma hareketi (Redd-i İlhak) sonucu Akhisar, Ayvalık, İvrindi Cephelerinde düşman önünde 13 ay direnildi. 30 Haziran 1920'de işgal edilen Balıkesir 6 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtuldu. Balıkesir Milli Mücadelede Redd-i İlhak Cemiyetini  kuran ve düşmana karşı koyan ilk iller arasındadır. <br />
<br />
 Balıkesir'de turizm alanında büyük gelişmeler olmuştur. Başlıca turizm merkezleri Altınoluk, Ayvalık, Edremit, Akçay, Burhaniye, Ören ve Erdek'tir. Pek çok uygarlığa evsahipliği yapmış olan Balıkesir, zengin tarihi kalıntılarıyla insanlığın en eski dönemlerine ışık tutar. Buna örnek olarak Yıldırım Camii (Eski Camii), Zağnos Paşa Camii ve il merkezinde Saat Kulesi gösterilebilir.<br />
<br />
  Kent çevresinde doğal güzellikler içinde kurulmuş tarihi kalıntılarıyla pek çok kasaba bulunur. Edremit Körfezi ve oksijen yoğunluğu bakımından dünyada ikinci sırada gelen Altınoluk (Oksijen Cenneti) bu güzel yörelerden bazılarıdır. Zeytinlikler içinde yeralan Ayvalık ilçesi ise güzel kumsalları, karşısındaki küçük adalar ve tarihi kalıntılarıyla ünlü Sarımsaklı Yarımadası ve Cunda (Alibey) Adası gerçekten görülmeye değerdir.  <br />
  <br />
 Balıkesir'in görülmeye değer tarihi eserleri merkezde: Zağnospaşa Camii, Yıldırım Camii, Saat Kulesi (Koca Saat), Umurbey Camii, Karesi Bey Türbesi, Yeldeğirmenleri vs.dir. İlçelerde: Ayvalık'ta Taksiyarkis Kilisesi, Saatli Camii vb., Bandırma'da liman, Cami ve Türbeler, Burhaniye'de Ören, Edremit (Burada Osmanlı döneminde tersaneler kurulmuştur.), Kurşunlu Camii çevredeki en eski İslami eserdir. Ayrıca Altınoluk Bucağında Andantros harabeleri dikkat eçeker. Akçay'a 30 km. uzaklıktaki Küçükkuyu Köyü'ne yakın bir yerde bulunan Zeus Altarı ilginçtir. Öte yandan Erdek, İvrindi, Gönen ve Marmara ilçeleri de çeşitli tarihi zenginliklere sahiptirler. Bunların yanısıra il merkezindeki Atatürk Parkı, Değirmen Boğazı ve Çamlık, Balıkesir'e ayrı bir çekicilik kazandırmaktadır. Dünyaca  ünlü Manyas Kuşcenneti adeta bir sembol olmuştur. <br />
<br />
Bölgenin geçim kaynakları genelde tarıma dayalıdır. Zeytin cenneti olan körfez bölgesinin yapısı itibarıyla zeytincilik oldukça etkindir Bunun yanısıra tahıl ürünleri, şeker pancarı, domates, kavun ve benzeri ürünler ekonomideki yerlerini almışlardır. Balıkesir denilince akla hemen Yağcıbedir Halıları gelir. Dünya çapında bir pazarı olan bu halılar ekonomiye önemli derecede katkıda bulunur. İlde zeytinyağı ve çiçekyağı üretimi yanısıra kurulan dev salça fabrikaları, un ve yem sanayileri de ihracata yönelik olarak ekonomiye doğrudan katkıda bulunmaktadır. Ayrıca yörenin, pek çok türlülüğü ile birlikte kolonya, kaymak ve kavunu meşhurdur. Balıkesir'e gelip bir kolonya imalathanesine girildiğinde binbir çeşit bitkilerden imal edilen kokuları bulmanız mümkündür. Bölgede Pamuk üretimi de yapılmaktadır. <br />
<br />
 İlin sanayi yapısı gelişmeye başlamıştır. Organize sanayi sitesi bu gelişmeye örnektir. Ağır sanayi bölgesinde faal olan Haddaneler demir üretiminde çok önemli rol oynarlar.<br />
<br />
 Sosyal canlılık ve eğitimdeki performansı ile aktif yaşamda yerini alan Balıkesir, 1992 yılında kurulan ve 1 Ocak 1993 tarihinde tüzel kişiliğini kazanan Balıkesir Üniversitesi örneği ile çağdaş eğitimciliğe katkılarda bulunmaktadır. <br />
<br />
 Balıkesir, küçük kasabaları ve pek çok doğa görüntüleri ile öteden beri ziyaretçileri büyüleyen bir kenttir. Ege ile Marmara kıyıları, kilometrelerce uzanan kumsalları, göz kamaştırıcı mavilikteki deniz, bölgeyi kaplayan yeşil örtü, mükemmel bir çevrede mükemmel bir zaman geçirmek isteyen herkesi buraya çeker.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mevlid Kandilinizi Kutlarım]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=68</link>
			<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 10:53:49 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=68</guid>
			<description><![CDATA[Yüce Yaratıcı’nın Kuran-ı Kerim’de “yüce bir ahlak üzere” olduğunu belirttiği ve tüm insanlara rahmet elçisi olarak gönderdiği, peygamberlik zincirinin son halkası olan Sevgili Peygamberimiz (sav)’in hicri takvime göre doğumu vesilesiyle kutlayageldiğimiz Mevlid Kandili’ni 25 Şubat Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece idrak edeceğiz.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun ki Rasûlullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) buyrularak Sevgili Peygamberimizin hayatı bizlere yaşanabilir ‘en güzel örnek’ olarak takdim edilmiştir. Hz. Peygamberi örnek almak, ancak O’nun insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı daveti hayatımıza yansıtmakla ve güzel ahlakını bir bilinç ve hayat tarzı olarak davranışlarımızın mihveri yapmakla mümkündür.<br />
<br />
“Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her türlü kötülükten arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 2/151) ayet-i kerimesinin açıkça dile getirdiği gibi, ilahi hitabı bizlerle buluşturan Rahmet Elçisi (sav), aynı zamanda o kelamı bize açıklamış ve onun hayat veren mesajını bizzat yaşayarak bizlere aktarmıştır.  Kur’an ve bütün ahlaki erdemleri şahsında toplayan Hz. Peygamber, tüm insanlığa bir kurtuluş ve diriliş çağrısı yapmıştır. İşte Mevlid Kandili ve diğer mübarek gün ve geceler, bu çağrıyı gönlümüzde, zihnimizde ve hayatımızda diri ve canlı tutmak adına fırsat günleridir. <br />
<br />
Dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı modern dönemde, Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur’an-ı Kerim’i ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz (sav)’in Sünnetini daha iyi anlamaya, bunun için de gönlümüzü Kur’an’a açmaya ve Sevgili Peygamberimiz(sav)’in örnek hayatını ve ahlakını rehber edinmeye ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü Kur’an ve Sünnet, bizi sıradan bir canlı olmaktan kurtarıp aslımıza döndüren bir çağrı olarak, bize kendimizi, Rabbimizi ve varoluşun sırrını tanıtan bir hakikat bilgisi olarak 14 asırdır bizleri korumuş, dünya hayatının engebeli yolculuğunda dimdik ayakta durmamızı ve dosdoğru yol üzere yürümemizi sağlamıştır. Öyleyse Mevlid Kandili’nde Kur’an’la ve Peygamberimiz(sav)’in Sünneti ile buluşalım, onları evimize misafir edelim, Peygamber Efendimizi daha yakından tanıyalım, çocuklarımızı O’nun sevgisi ile yetiştirelim, Kur’an-ı okuma ve anlamayı ibadet, yaşamayı hayatımızın gayesi edinelim. <br />
<br />
Bu duygu ve temennilerle, Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin yıldönümü olan Mevlid kandilinin bütün insanlığa rahmet ve huzur getirmesini, O’nu ve insanlığa getirdiği en büyük hediye olan Kur’an’ı yakından tanımamıza ve çağrısı etrafında birleşmemize vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz eder, vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve bütün İslam âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederim.<br />
<br />
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU <br />
Diyanet İşleri Başkanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yüce Yaratıcı’nın Kuran-ı Kerim’de “yüce bir ahlak üzere” olduğunu belirttiği ve tüm insanlara rahmet elçisi olarak gönderdiği, peygamberlik zincirinin son halkası olan Sevgili Peygamberimiz (sav)’in hicri takvime göre doğumu vesilesiyle kutlayageldiğimiz Mevlid Kandili’ni 25 Şubat Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece idrak edeceğiz.<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun ki Rasûlullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) buyrularak Sevgili Peygamberimizin hayatı bizlere yaşanabilir ‘en güzel örnek’ olarak takdim edilmiştir. Hz. Peygamberi örnek almak, ancak O’nun insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı daveti hayatımıza yansıtmakla ve güzel ahlakını bir bilinç ve hayat tarzı olarak davranışlarımızın mihveri yapmakla mümkündür.<br />
<br />
“Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her türlü kötülükten arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 2/151) ayet-i kerimesinin açıkça dile getirdiği gibi, ilahi hitabı bizlerle buluşturan Rahmet Elçisi (sav), aynı zamanda o kelamı bize açıklamış ve onun hayat veren mesajını bizzat yaşayarak bizlere aktarmıştır.  Kur’an ve bütün ahlaki erdemleri şahsında toplayan Hz. Peygamber, tüm insanlığa bir kurtuluş ve diriliş çağrısı yapmıştır. İşte Mevlid Kandili ve diğer mübarek gün ve geceler, bu çağrıyı gönlümüzde, zihnimizde ve hayatımızda diri ve canlı tutmak adına fırsat günleridir. <br />
<br />
Dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı modern dönemde, Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur’an-ı Kerim’i ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz (sav)’in Sünnetini daha iyi anlamaya, bunun için de gönlümüzü Kur’an’a açmaya ve Sevgili Peygamberimiz(sav)’in örnek hayatını ve ahlakını rehber edinmeye ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü Kur’an ve Sünnet, bizi sıradan bir canlı olmaktan kurtarıp aslımıza döndüren bir çağrı olarak, bize kendimizi, Rabbimizi ve varoluşun sırrını tanıtan bir hakikat bilgisi olarak 14 asırdır bizleri korumuş, dünya hayatının engebeli yolculuğunda dimdik ayakta durmamızı ve dosdoğru yol üzere yürümemizi sağlamıştır. Öyleyse Mevlid Kandili’nde Kur’an’la ve Peygamberimiz(sav)’in Sünneti ile buluşalım, onları evimize misafir edelim, Peygamber Efendimizi daha yakından tanıyalım, çocuklarımızı O’nun sevgisi ile yetiştirelim, Kur’an-ı okuma ve anlamayı ibadet, yaşamayı hayatımızın gayesi edinelim. <br />
<br />
Bu duygu ve temennilerle, Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin yıldönümü olan Mevlid kandilinin bütün insanlığa rahmet ve huzur getirmesini, O’nu ve insanlığa getirdiği en büyük hediye olan Kur’an’ı yakından tanımamıza ve çağrısı etrafında birleşmemize vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz eder, vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve bütün İslam âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederim.<br />
<br />
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU <br />
Diyanet İşleri Başkanı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sevgililer Günü Nasıl Doğdu?]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=67</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 13:01:43 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=67</guid>
			<description><![CDATA[Her yıl 14 Şubat günü, birçok ülkede Sevgililer Günü olarak kutlanıyor. Sevgililerin özellikle çiçek, kart ve mesaj gönderip, aldıkları hediyelerle kutladıkları Sevgililer Günü hakkında değişik yorum ve tanımlamalar yapılıyor. Bu günle ilgili ilgili en yaygın görüş şöyle:<br />
<br />
Sevgiler Günü'nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Eski Roma'da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.<br />
<br />
Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı'nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkekler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.<br />
<br />
AZİZ VALENTİNE GÜNÜ<br />
<br />
İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma'daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius'un hükümdarlığı zamanında Roma'da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius'un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubat'ı Hıristiyan şehitliğine gömüldü.<br />
<br />
Aynı zamanlarda Roma'daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı'nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seremoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hıristiyan Kilisesi'nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı'nın başladığı günü Aziz Valentine Günü olarak kutlamaya başladılar.<br />
<br />
SAINT VALENTINE VE SEVGİLİLER GÜNÜ<br />
<br />
Milattan sonra ilk yüzyıllardan beri her yıl şubat ayının ondördünde kutlanan Sevgililer Günü'nün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze kadar gelmiş çeşitli efsane ve hikayeler var. Bazı kaynaklara göre bu özel günün kutlanma sebebi Hıristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Valentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Valentine'nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmış. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine'nin İmparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Valentine'i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496'da Papa Gelasius Aziz Valentine'i onurlandırmak için Şubat 14'ü Aziz Valentine Günü olarak belirlemiştir.<br />
<br />
SEVGİLİLER GÜNÜ’NÜN İLK KARTI<br />
<br />
Yıllar geçtikçe yavaş yavaş Şubat 14 sevgililerin, aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800 yıllardan sonra Amerika'da Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline geldi. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok gelişti. Neredeyse herkes her yıl 14 Şubat'ta sevgililerine veya eşlerine bu günün ruhu ile bütünleşen, karşı tarafa sevgilerini anlatan hediyeler veriyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Her yıl 14 Şubat günü, birçok ülkede Sevgililer Günü olarak kutlanıyor. Sevgililerin özellikle çiçek, kart ve mesaj gönderip, aldıkları hediyelerle kutladıkları Sevgililer Günü hakkında değişik yorum ve tanımlamalar yapılıyor. Bu günle ilgili ilgili en yaygın görüş şöyle:<br />
<br />
Sevgiler Günü'nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Eski Roma'da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.<br />
<br />
Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı'nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkekler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.<br />
<br />
AZİZ VALENTİNE GÜNÜ<br />
<br />
İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma'daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius'un hükümdarlığı zamanında Roma'da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius'un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubat'ı Hıristiyan şehitliğine gömüldü.<br />
<br />
Aynı zamanlarda Roma'daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı'nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seremoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hıristiyan Kilisesi'nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı'nın başladığı günü Aziz Valentine Günü olarak kutlamaya başladılar.<br />
<br />
SAINT VALENTINE VE SEVGİLİLER GÜNÜ<br />
<br />
Milattan sonra ilk yüzyıllardan beri her yıl şubat ayının ondördünde kutlanan Sevgililer Günü'nün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze kadar gelmiş çeşitli efsane ve hikayeler var. Bazı kaynaklara göre bu özel günün kutlanma sebebi Hıristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Valentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Valentine'nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmış. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine'nin İmparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Valentine'i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496'da Papa Gelasius Aziz Valentine'i onurlandırmak için Şubat 14'ü Aziz Valentine Günü olarak belirlemiştir.<br />
<br />
SEVGİLİLER GÜNÜ’NÜN İLK KARTI<br />
<br />
Yıllar geçtikçe yavaş yavaş Şubat 14 sevgililerin, aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800 yıllardan sonra Amerika'da Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline geldi. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok gelişti. Neredeyse herkes her yıl 14 Şubat'ta sevgililerine veya eşlerine bu günün ruhu ile bütünleşen, karşı tarafa sevgilerini anlatan hediyeler veriyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yere Bırakın :))))]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=66</link>
			<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 14:17:16 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=66</guid>
			<description><![CDATA[Bir sarışın, bir kızıl ve bir esmer kız yanmakta olan bir binanın çatısında mahsur kalmışlar. <br />
İtfaiye hemen olay mahalline gelmiş, gerekli cihazları çıkarmış. <br />
Çatıdan atlayanları tutmak için yanlarında getirdikleri çarşafı tuttuktan sonra, çatıya doğru seslenmişler; <br />
- "Atla. Bu tek şansımız." <br />
Esmer olan kız çatının kenarına kadar gelmiş ve kendisini aşağıya bırakmış. Tam çarşafa gelirken, itfaiyeciler birden çarşafı kenara çekmişler. Esmer kız domates salçası gibi yere yapışmış. <br />
İtfaiyeciler tekrar çatıya seslenmişler: - "Hadi atla. Yoksa kurtulamayacaksın." <br />
Kızıl saçlı aşağıya bağırmış; - "Atlamam. Biraz once yaptığınız gibi çarşafı çekersiniz siz." <br />
İtfaiyeciler: - "Hayır, çekmeyiz. Biz sadece esmerler icin bunu yaparız". <br />
Böyle söylenince, kızıl saçlı da kendisini çatıdan aşağıya bırakmış. İtfaiyeciler esmer kızda olduğu gibi yine aniden çarşafı kenara çekince, kızıl saçlı da elmalı kek gibi yere serilmiş. <br />
Çatıda sadece sarışın kalmış. <br />
İtfaiyeciler daha once de yaptıkları gibi: - "Atla, atla. Yoksa yanarak öleceksin." <br />
Sarışın: - "Kesinlikle atlamam. İki arkadaşım atladığında çarşafı çektiniz. Ben atlarken de çekersiniz." <br />
İtfaiyeciler: - "Kesinlikle çekmeyeceğiz. Söz veriyoruz." <br />
Sarışın kız: - "Bakın, sizin çarşafı çekmeyeceğinize güvenemiyorum. Şimdi çarşafı yere bırakın ve etrafından çekilin..."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir sarışın, bir kızıl ve bir esmer kız yanmakta olan bir binanın çatısında mahsur kalmışlar. <br />
İtfaiye hemen olay mahalline gelmiş, gerekli cihazları çıkarmış. <br />
Çatıdan atlayanları tutmak için yanlarında getirdikleri çarşafı tuttuktan sonra, çatıya doğru seslenmişler; <br />
- "Atla. Bu tek şansımız." <br />
Esmer olan kız çatının kenarına kadar gelmiş ve kendisini aşağıya bırakmış. Tam çarşafa gelirken, itfaiyeciler birden çarşafı kenara çekmişler. Esmer kız domates salçası gibi yere yapışmış. <br />
İtfaiyeciler tekrar çatıya seslenmişler: - "Hadi atla. Yoksa kurtulamayacaksın." <br />
Kızıl saçlı aşağıya bağırmış; - "Atlamam. Biraz once yaptığınız gibi çarşafı çekersiniz siz." <br />
İtfaiyeciler: - "Hayır, çekmeyiz. Biz sadece esmerler icin bunu yaparız". <br />
Böyle söylenince, kızıl saçlı da kendisini çatıdan aşağıya bırakmış. İtfaiyeciler esmer kızda olduğu gibi yine aniden çarşafı kenara çekince, kızıl saçlı da elmalı kek gibi yere serilmiş. <br />
Çatıda sadece sarışın kalmış. <br />
İtfaiyeciler daha once de yaptıkları gibi: - "Atla, atla. Yoksa yanarak öleceksin." <br />
Sarışın: - "Kesinlikle atlamam. İki arkadaşım atladığında çarşafı çektiniz. Ben atlarken de çekersiniz." <br />
İtfaiyeciler: - "Kesinlikle çekmeyeceğiz. Söz veriyoruz." <br />
Sarışın kız: - "Bakın, sizin çarşafı çekmeyeceğinize güvenemiyorum. Şimdi çarşafı yere bırakın ve etrafından çekilin..."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Genemi Alkol Muayenesi? :)))]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=65</link>
			<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 13:48:06 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=65</guid>
			<description><![CDATA[Sarışın yıldız adayı, üstü açık kırmızı arabasını gecenin bir vakti iyice tenhalaşmış ve loşlaşmış Hollywood Bulvarı'nda hızla sürerken trafik polisi çevirdi.. <br />
P- "Hanımefendi, ehliyetiniz lütfen.." <br />
S- "Ehliyet nedir, afedersiniz?." <br />
P- "Kredi kartı büyüklüğünde bir karttır, hanımefendi. Üzerinde resminiz vardır." <br />
Sarışın yıldız adayı cüzdanını çıkardı, içinden bir yığın kart döküldü. Üzerinde resmi olanı buldu, uzattı. <br />
P- "Teşekkür ederim" dedi, "Şimdi de ruhsatınız lütfen.." <br />
Sarışın mahçup mahçup sordu gene.. <br />
S- "Ruhsat nedir?.." <br />
P- "O da deyim yerinde ise arabanızın kimlik kartıdır. Genelde torpido gözünde durur" diye sabırla yanıtladı polis.. <br />
Sarışın torpido gözüne uzandı. Orada gerçekten öyle bir kart vardı. Onu da polise uzattı. Polis ehliyet ve ruhsatı inceledi. İkisi de mükemmeldi. Görünürde her şey normaldi ama ortada da bir gariplik vardı. <br />
P- "Bir dakika lütfen" dedi sarışına ve motosikletinin yanına gitti, telsizle merkezdeki nöbetçi arkadaşını aradı. Olanlari anlattı. <br />
Merkezdeki sordu: <br />
M- "Kadin sarışın mı?.." <br />
P- "Evet!.." <br />
M- "Mavi gözlü mü?.." <br />
P- "Evet!.." <br />
M- "Süper mini mi giyiyor?.." <br />
P- "Evet.." <br />
M- "Göğüsleri kazağından fırlıyor mu?." <br />
P- "Evet.." <br />
M- "O zaman hemen arabanın yanına git ve fermuarını indir." <br />
P- "Ne çıldırdın mı sen?.. Ben bunu nasıl yaparım!" diye bağırdı trafik polisi. <br />
M- "Sen git dediğimi yap" dedi, merkezdeki.. <br />
Trafik polisi sarışının yanına geldi, fermuarını indirdi.. <br />
S- "Neee" diye bağırdı, sarışın.. <br />
S- "Gene mi alkol muayenesi.."<br />
<br />
S:Sarışın<br />
P:Polis<br />
M:Merkezdeki]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sarışın yıldız adayı, üstü açık kırmızı arabasını gecenin bir vakti iyice tenhalaşmış ve loşlaşmış Hollywood Bulvarı'nda hızla sürerken trafik polisi çevirdi.. <br />
P- "Hanımefendi, ehliyetiniz lütfen.." <br />
S- "Ehliyet nedir, afedersiniz?." <br />
P- "Kredi kartı büyüklüğünde bir karttır, hanımefendi. Üzerinde resminiz vardır." <br />
Sarışın yıldız adayı cüzdanını çıkardı, içinden bir yığın kart döküldü. Üzerinde resmi olanı buldu, uzattı. <br />
P- "Teşekkür ederim" dedi, "Şimdi de ruhsatınız lütfen.." <br />
Sarışın mahçup mahçup sordu gene.. <br />
S- "Ruhsat nedir?.." <br />
P- "O da deyim yerinde ise arabanızın kimlik kartıdır. Genelde torpido gözünde durur" diye sabırla yanıtladı polis.. <br />
Sarışın torpido gözüne uzandı. Orada gerçekten öyle bir kart vardı. Onu da polise uzattı. Polis ehliyet ve ruhsatı inceledi. İkisi de mükemmeldi. Görünürde her şey normaldi ama ortada da bir gariplik vardı. <br />
P- "Bir dakika lütfen" dedi sarışına ve motosikletinin yanına gitti, telsizle merkezdeki nöbetçi arkadaşını aradı. Olanlari anlattı. <br />
Merkezdeki sordu: <br />
M- "Kadin sarışın mı?.." <br />
P- "Evet!.." <br />
M- "Mavi gözlü mü?.." <br />
P- "Evet!.." <br />
M- "Süper mini mi giyiyor?.." <br />
P- "Evet.." <br />
M- "Göğüsleri kazağından fırlıyor mu?." <br />
P- "Evet.." <br />
M- "O zaman hemen arabanın yanına git ve fermuarını indir." <br />
P- "Ne çıldırdın mı sen?.. Ben bunu nasıl yaparım!" diye bağırdı trafik polisi. <br />
M- "Sen git dediğimi yap" dedi, merkezdeki.. <br />
Trafik polisi sarışının yanına geldi, fermuarını indirdi.. <br />
S- "Neee" diye bağırdı, sarışın.. <br />
S- "Gene mi alkol muayenesi.."<br />
<br />
S:Sarışın<br />
P:Polis<br />
M:Merkezdeki]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Google Cep Telefonu Nexus One]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=64</link>
			<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 10:45:07 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=64</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.dijitalteknoloji.net/wp-content/uploads/2010/01/Nexus-One.jpg" border="0" alt="[Resim: Nexus-One.jpg&#93;" /><br />
<br />
Google’un cep telefonu uzun bir aradan sonra piyasaya çıktı. Sürekli olarak google cep telefonu üretecek şeklinde haberler çıkıyor google’de red ediyordu. Geçtiğimiz günlerde duyurulan Google’un merakla beklenen telefonu Nexus One için detaylar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Google için Asya’lı telefon üreticisi Htc tarafından üretilen Nexus one piyasadaki yerlerini almaya başladı.<br />
<br />
Multimedya<br />
<br />
Beraberinde verilen 4 GB bellek kartı, medya oynatıcı, 5 Megapiksel kamera ile nexus one eğlenceli bir telefon. Video çekiminde 720 x 480 piksel çözünürlüğü bulunmakta.<br />
<br />
Fakat bunların yanında LED ışığı yeterli gelmiyor. Ayrıca medya oynatıcı çok az ayar ile oynamamıza izin veriyor ve ekolayzır eksikliği bulunmakta. Android 2.1′de bile daha fazla ayarlama yapabiliyorduk. Ses kalitesi ise düşük.<br />
<br />
3.7” kapasitif amoled ekran<br />
32 Gb Microsd kart desteği (Cihaz 4GB’lık kartla geliyor)<br />
512 Mb Ram, 512 Mb Rom<br />
Otofokus ve flashlı 5 Megapixel kamera<br />
Bluetooth, Wifi<br />
Gps, aksolometre<br />
Medya oynatıcı, MP3, AAC, AAC+, AMR, MIDI SMF, Ogg Vorbis, WAVE, H.263, MPEG-4 SP, H.264 AVC<br />
130 gram Ağırlık<br />
<br />
Cihaz bunun yanında çoklu dokunma destekleyen bir ekrana sahip olmasına rağmen Android işletim sisteminde bu destek henüz olmadığından bu özellik telefonda kullanılamıyor. Fakat zamanla yazılım güncellemeleri ile bu özelliğide barındırması bekleniliyor.<br />
<br />
<br />
telefon hakkında daha fazla bilgi için <a href="http://www.google.com/phone/?locale=en_US&amp;s7e=" target="_blank">Nexus One Phone</a> burayı kontrol edebilirsiniz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.dijitalteknoloji.net/wp-content/uploads/2010/01/Nexus-One.jpg" border="0" alt="[Resim: Nexus-One.jpg]" /><br />
<br />
Google’un cep telefonu uzun bir aradan sonra piyasaya çıktı. Sürekli olarak google cep telefonu üretecek şeklinde haberler çıkıyor google’de red ediyordu. Geçtiğimiz günlerde duyurulan Google’un merakla beklenen telefonu Nexus One için detaylar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Google için Asya’lı telefon üreticisi Htc tarafından üretilen Nexus one piyasadaki yerlerini almaya başladı.<br />
<br />
Multimedya<br />
<br />
Beraberinde verilen 4 GB bellek kartı, medya oynatıcı, 5 Megapiksel kamera ile nexus one eğlenceli bir telefon. Video çekiminde 720 x 480 piksel çözünürlüğü bulunmakta.<br />
<br />
Fakat bunların yanında LED ışığı yeterli gelmiyor. Ayrıca medya oynatıcı çok az ayar ile oynamamıza izin veriyor ve ekolayzır eksikliği bulunmakta. Android 2.1′de bile daha fazla ayarlama yapabiliyorduk. Ses kalitesi ise düşük.<br />
<br />
3.7” kapasitif amoled ekran<br />
32 Gb Microsd kart desteği (Cihaz 4GB’lık kartla geliyor)<br />
512 Mb Ram, 512 Mb Rom<br />
Otofokus ve flashlı 5 Megapixel kamera<br />
Bluetooth, Wifi<br />
Gps, aksolometre<br />
Medya oynatıcı, MP3, AAC, AAC+, AMR, MIDI SMF, Ogg Vorbis, WAVE, H.263, MPEG-4 SP, H.264 AVC<br />
130 gram Ağırlık<br />
<br />
Cihaz bunun yanında çoklu dokunma destekleyen bir ekrana sahip olmasına rağmen Android işletim sisteminde bu destek henüz olmadığından bu özellik telefonda kullanılamıyor. Fakat zamanla yazılım güncellemeleri ile bu özelliğide barındırması bekleniliyor.<br />
<br />
<br />
telefon hakkında daha fazla bilgi için <a href="http://www.google.com/phone/?locale=en_US&amp;s7e=" target="_blank">Nexus One Phone</a> burayı kontrol edebilirsiniz...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sor]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=63</link>
			<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 22:40:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=63</guid>
			<description><![CDATA[Demişsin anlamaz aşktan sevgiden<br />
Deli deli çarpan yüreğime sor.<br />
Belli olmuyor mu garip halimden <br />
Aşkı yüreğinde yaşayana sor.<br />
<br />
Ne gecem bellidir, ne gündüzüm<br />
Yaşayan ölüye neden dönmüşüm<br />
Gerçeği olmayan hayal kurmuşum<br />
Geçmeyen günlere hayallere sor.<br />
<br />
Öğrendi mi güzel benden sevmeyi?<br />
Kabarmış duygular sarmış bedeni<br />
Hadi durma tez gel, bekletme beni<br />
Hasretle bekleyen sevenlere sor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Demişsin anlamaz aşktan sevgiden<br />
Deli deli çarpan yüreğime sor.<br />
Belli olmuyor mu garip halimden <br />
Aşkı yüreğinde yaşayana sor.<br />
<br />
Ne gecem bellidir, ne gündüzüm<br />
Yaşayan ölüye neden dönmüşüm<br />
Gerçeği olmayan hayal kurmuşum<br />
Geçmeyen günlere hayallere sor.<br />
<br />
Öğrendi mi güzel benden sevmeyi?<br />
Kabarmış duygular sarmış bedeni<br />
Hadi durma tez gel, bekletme beni<br />
Hasretle bekleyen sevenlere sor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Delinin Aklı :))]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=62</link>
			<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 21:55:18 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=62</guid>
			<description><![CDATA[Adamin biri arabasiyla akil hastanesinin onunden gecerken arabanin lastigi patlar ve firlar gider. Adam aracini zorla kontrol eder ve sans eseri zararsizca yolun kenarina ceker.Bagajindan stepne lastigi cikarir fakat onu takmak icin hic bijonu yoktur.Adamcagiz baslar kara kara dusunmeye. Bu sirada akil hastanesinin parmakliklarina bir deli tirmanir ve adama seslenir <br />
"Hist n'apiyorsun orada?" <br />
Adam: <br />
"Ya sorma lastik patladi, yenisini takacagim ama hic bijonum yok" <br />
Deli guler: <br />
"O da dert mi, diger obur tekerleklerden al birer bijon, boylece her tekerde 3 bijonun olur istedigin yere guvenle gidersin" <br />
Adam bu akla hayret eder ve deliye sorar: <br />
"Ya sen bunu nasil dusunebildin be kardesim" <br />
Deli yeniden guler: <br />
"Deliyiz ama aptal degiliz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Adamin biri arabasiyla akil hastanesinin onunden gecerken arabanin lastigi patlar ve firlar gider. Adam aracini zorla kontrol eder ve sans eseri zararsizca yolun kenarina ceker.Bagajindan stepne lastigi cikarir fakat onu takmak icin hic bijonu yoktur.Adamcagiz baslar kara kara dusunmeye. Bu sirada akil hastanesinin parmakliklarina bir deli tirmanir ve adama seslenir <br />
"Hist n'apiyorsun orada?" <br />
Adam: <br />
"Ya sorma lastik patladi, yenisini takacagim ama hic bijonum yok" <br />
Deli guler: <br />
"O da dert mi, diger obur tekerleklerden al birer bijon, boylece her tekerde 3 bijonun olur istedigin yere guvenle gidersin" <br />
Adam bu akla hayret eder ve deliye sorar: <br />
"Ya sen bunu nasil dusunebildin be kardesim" <br />
Deli yeniden guler: <br />
"Deliyiz ama aptal degiliz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Adana İlinin İdari Yapısı]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=61</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 23:17:30 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=61</guid>
			<description><![CDATA[Akdeniz bölgesinde yer alan ve Büyükşehir statüsünde olan Adana ili; 14 030 km.2'lik yüzölçümü içerisinde 1 Büyükşehir belediyesi, 3 Büyükşehir ilçe belediyesi, 17 Büyükşehir ilk kademe belediyesi, 10 ilçe belediyesi, 22 belde belediyesi olmak üzere toplam 53 belediye ve 465 köy barındırmaktadır. Bu köylerden 61 adedi orman köyüdür. Belediye sınırları içindeki mahalle sayısı 389'dir. İlin toplam nüfusu 1.839.354'tür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Akdeniz bölgesinde yer alan ve Büyükşehir statüsünde olan Adana ili; 14 030 km.2'lik yüzölçümü içerisinde 1 Büyükşehir belediyesi, 3 Büyükşehir ilçe belediyesi, 17 Büyükşehir ilk kademe belediyesi, 10 ilçe belediyesi, 22 belde belediyesi olmak üzere toplam 53 belediye ve 465 köy barındırmaktadır. Bu köylerden 61 adedi orman köyüdür. Belediye sınırları içindeki mahalle sayısı 389'dir. İlin toplam nüfusu 1.839.354'tür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osman Gazi (1281 - 1326)]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=60</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 22:02:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=60</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://www.osmanli700.gen.tr/tr_images/padisahlar/01padisah.gif" border="0" alt="[Resim: 01padisah.gif&#93;" /><br />
<br />
Babası : Ertuğrul Gazi <br />
 Annesi : Hayme Hatun <br />
 Doğumu : Söğüt, 1258 <br />
 Ölümü : Bursa, 1326 <br />
 Saltanatı : 1281 - 1326 <br />
 Devlet Sınırları : 16.000 km2</div><hr />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Hayatı</span><br />
Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi 1258'de Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi uzun boylu, yuvarlak yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaşlıydı. Omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.<br />
<br />
Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur, cömert ve adaletliydi. Fakirlere yedirip, giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her ikindi vakti kendi evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi.<br />
<br />
Osman Gazi, 1281 yılında Söğüt'te Kayı Boyu'nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ilerde Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu.<br />
<br />
Osman Gazi, Ahi Şeyhlerinden Edebali'nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şeyh Edebali'nin Eskişehir Sultanönü'ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı.<br />
<br />
Osman Gazi bir gece Şeyh Edebali'nin dergahında misafirken, bir rüya gördü. Sabah olunca hemen Şeyh Edebali'ye koşup, ona şöyle dedi: <br />
"Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir<br />
<br />
Şeyh, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi:<br />
"Müjdeler olsun ey Osman! Hak Teala, sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak, kızımda sana eş olacak."<br />
<br />
Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e verdi. Bu evlilikten de Alaeddin doğdu.<br />
<br />
Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris hastalığından öldü. Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık.<br />
<br />
Erkek çocukları: Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey<br />
Kız çocukları: Fatma Hatun<hr />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Kuruluş</span><br />
<br />
Osman Gazi, siyasi ve askeri faaliyetlerine Bizans toprakları üzerinde başladı. 1281 yılında Kayı Boyu'nun Beyi olduğunda, ilk iş olarak birçok Türkmen boyunu etrafında topladı. Osmanlı tarihinin ilk savaşı, Bursa'nın İnegöl kazasına 10 km uzaklıkta bulunan Hamzabey köyünde gerçekleşen Ermeni-Beli savaşıdır (1284). Bu savaşta Osman Gazi'nin yeğeni Baykoca şehit düştü. Osmanlı tarihindeki ilk kale fethi olan Kulaca Hisar'ın fethi ise 1285 yılında gerçekleşti. <br />
<br />
Bu sıralarda Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubad, Eskişehir ve İnönü taraflarını Osman Gazi'ye verdi. Osman Gazi 1291 yılında İnegöl Tekfuru ile savaşıp Karacahisar'ı aldı. Sakarya taraflarına akınlar düzenledi. Amcası Dündar Bey Bizans Tekfurları ile ilişki kurduğu için 1298 yılında öldürüldü. Osman Gazi'nin yoğun siyasi ve sosyal faaliyetlerinin devam ettiği bu yıllarda, İlhanlılar Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubat'ı sürgüne göndermişler ve Selçuklu Devleti tahtsız kalmıştı. Osmanlı başkentinin Bilecik'e taşındığı, Selçuklu tahtının boş kaldığı 1299 yılında Osmanlı Devleti'nin kurulduğu kabul edilmektedir. (Bazı kaynaklarda Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi 27 Temmuz 1301 olarak geçmektedir. Bu tarihte Osmanlı kuvvetleri Bizans ordusunu Bafeus Savaşı'nda yenilgiye uğratmış ve bağımsızlığını kazanmıştır). 1300'de fethedilen Yenişehir kalesi, bir yıl sonra Osmanlı Devleti'nin başkenti yapılacaktır.<br />
<br />
Osman Gazi, eski Türk geleneklerine bağlı kalarak, elde edilmiş olan yerleri kardeşine, oğluna ve silah arkadaşlarına dirlik olarak bölüştürdü. Kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, oğlu Orhan Gazi'ye Karacahisar'ı, Hasan Alp'e Yarhisar'ı, Turgut Alp'e İnegöl bölgesini verdi. Buralar Osmanlı'nın uç bölgeleriydi. Böylece sınırların genişletilmesi düşünüldü. Osman Gazi'in silah arkadaşlarından Abdurrahman Gazi, Akçakoca, Samsa Çavuş, Konuralp, Aykutalp gibi komutanların yeni yerlerin fethedilmesinde çok büyük hizmetleri oldu. <br />
<br />
1302'de Bizans İmparatorluğu Ordusu'na karşı Koyunhisar'da yapılan savaştan Osmanlılar galip çıktı. 1303'de İznik kuşatıldı, Marmaracık kalesi fethedildi. Osmanlıların irili ufaklı fetihleri devam ediyordu. 1306'da yapılan Dinboz Savaşı sonunda Kestel, Kete ve Ulubad kaleleri fethedildi ve Osmanlı Tarihi'nin ilk askeri antlaşması imzalandı. 1308 yılında ise Karahisar fethedilip, bölgenin önemli ticari ve sosyal merkezlerinden olan İznik sıkıştırılmaya başlandı. Osman Gazi'nin siyasi dehasını gösteren önemli bir olay da, Bizans'ın ticari yollarına hakim olarak, Bizans'ı zor durumda bırakmasıydı. Zaman zaman Bizans halkından ve tekfurlarından müslüman  olanlar vardı. Harmankaya tekfuru Köse Mihal de bunlardan biriydi. Müslüman olup, kalesiyle Osmanlılara katıldı. Lefke, Mekece ve Akhisar dolayları onun gayretleriyle ele geçirildi. Osman Gazi padişahlığı döneminde Bursa'yı da kuşattı (1315), Karatekin, Ebesuyu, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerini fethettip, Akçakoca ve Kocaeli diyarını Osmanlı topraklarına kattı (1317). <br />
<br />
Osman Gazi yaşlanıp hastalandığı için 1320 yılından sonraki faaliyetlere katılmadı. Yerine vekil olarak bıraktığı oğlu Orhan Gazi; 1321'de Mudanya ve Gemlik, 1323'de Akyazı ve Ayanköy, 1324'de Karamürsel ve Karacabey, 1325'de de Orhaneli'yi Osmanlı topraklarına dahil etti. Osman Gazi babası Ertuğrul Gazi'den 4800 km.kare olarak devraldığı toprakları oğluna 16000 km.kare olarak devretti.<br />
<br />
Osman Gazi fetihlerle meşgul olmaya devam ettiği sıralarda, fethedilen yerlerin idareleri ve İslamlaştırılmaları için gerekli teşkilatları da kuruyordu. Osman Gazi ihtiyaçlara göre kanun mahiyetinde birtakım emirler veriyor, bu konuda Selçuklu kanunlarından da yararlanıyordu. İlk vergi Osman Gazi zamanında alındı. Pazara getirilen, toptan kabul edilen "yük" cinsinden mallar "Bac" denilen vergiye tabi tutulmuştu. Köylünün satmaya getirdiği bir iki tavuk, uç beş kilo yağ gibi mallardan Bac alınmazdı. Selçuklular zamanında geçerli olan tımar usulü Osman Gazi zamanından itibaren sürdürüldü. Kendisine Tımar verilen sipahi, bulunduğu köyün vergisini toplar, buna mukabil de savaş zamanı atı, zırhı ve yardımcısı ile birlikte sefere giderdi<hr />
<span style="font-weight: bold;">OSMAN GAZİ'NİN, OĞLU ORHAN GAZİ'YE NASİHATİ (VASİYETİ)</span> <br />
<br />
Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. <br />
<br />
Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. <br />
<br />
Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar. <br />
<br />
Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. <br />
<br />
Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. <br />
<br />
Askeri erkanı iyi koru!.. <br />
<br />
Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. <br />
<br />
Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!.. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru. <br />
<br />
Allah'ın (c.c.) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah'ın yardımına güven. <br />
<br />
Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. <br />
<br />
Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!.. <br />
<br />
Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan".]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://www.osmanli700.gen.tr/tr_images/padisahlar/01padisah.gif" border="0" alt="[Resim: 01padisah.gif]" /><br />
<br />
Babası : Ertuğrul Gazi <br />
 Annesi : Hayme Hatun <br />
 Doğumu : Söğüt, 1258 <br />
 Ölümü : Bursa, 1326 <br />
 Saltanatı : 1281 - 1326 <br />
 Devlet Sınırları : 16.000 km2</div><hr />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Hayatı</span><br />
Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi 1258'de Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi uzun boylu, yuvarlak yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaşlıydı. Omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri geniş yenliydi.<br />
<br />
Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur, cömert ve adaletliydi. Fakirlere yedirip, giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her ikindi vakti kendi evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi.<br />
<br />
Osman Gazi, 1281 yılında Söğüt'te Kayı Boyu'nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı. Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ilerde Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu.<br />
<br />
Osman Gazi, Ahi Şeyhlerinden Edebali'nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şeyh Edebali'nin Eskişehir Sultanönü'ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı.<br />
<br />
Osman Gazi bir gece Şeyh Edebali'nin dergahında misafirken, bir rüya gördü. Sabah olunca hemen Şeyh Edebali'ye koşup, ona şöyle dedi: <br />
"Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir<br />
<br />
Şeyh, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi:<br />
"Müjdeler olsun ey Osman! Hak Teala, sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak, kızımda sana eş olacak."<br />
<br />
Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e verdi. Bu evlilikten de Alaeddin doğdu.<br />
<br />
Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris hastalığından öldü. Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık.<br />
<br />
Erkek çocukları: Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey<br />
Kız çocukları: Fatma Hatun<hr />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Kuruluş</span><br />
<br />
Osman Gazi, siyasi ve askeri faaliyetlerine Bizans toprakları üzerinde başladı. 1281 yılında Kayı Boyu'nun Beyi olduğunda, ilk iş olarak birçok Türkmen boyunu etrafında topladı. Osmanlı tarihinin ilk savaşı, Bursa'nın İnegöl kazasına 10 km uzaklıkta bulunan Hamzabey köyünde gerçekleşen Ermeni-Beli savaşıdır (1284). Bu savaşta Osman Gazi'nin yeğeni Baykoca şehit düştü. Osmanlı tarihindeki ilk kale fethi olan Kulaca Hisar'ın fethi ise 1285 yılında gerçekleşti. <br />
<br />
Bu sıralarda Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubad, Eskişehir ve İnönü taraflarını Osman Gazi'ye verdi. Osman Gazi 1291 yılında İnegöl Tekfuru ile savaşıp Karacahisar'ı aldı. Sakarya taraflarına akınlar düzenledi. Amcası Dündar Bey Bizans Tekfurları ile ilişki kurduğu için 1298 yılında öldürüldü. Osman Gazi'nin yoğun siyasi ve sosyal faaliyetlerinin devam ettiği bu yıllarda, İlhanlılar Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaüddin Keykubat'ı sürgüne göndermişler ve Selçuklu Devleti tahtsız kalmıştı. Osmanlı başkentinin Bilecik'e taşındığı, Selçuklu tahtının boş kaldığı 1299 yılında Osmanlı Devleti'nin kurulduğu kabul edilmektedir. (Bazı kaynaklarda Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi 27 Temmuz 1301 olarak geçmektedir. Bu tarihte Osmanlı kuvvetleri Bizans ordusunu Bafeus Savaşı'nda yenilgiye uğratmış ve bağımsızlığını kazanmıştır). 1300'de fethedilen Yenişehir kalesi, bir yıl sonra Osmanlı Devleti'nin başkenti yapılacaktır.<br />
<br />
Osman Gazi, eski Türk geleneklerine bağlı kalarak, elde edilmiş olan yerleri kardeşine, oğluna ve silah arkadaşlarına dirlik olarak bölüştürdü. Kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, oğlu Orhan Gazi'ye Karacahisar'ı, Hasan Alp'e Yarhisar'ı, Turgut Alp'e İnegöl bölgesini verdi. Buralar Osmanlı'nın uç bölgeleriydi. Böylece sınırların genişletilmesi düşünüldü. Osman Gazi'in silah arkadaşlarından Abdurrahman Gazi, Akçakoca, Samsa Çavuş, Konuralp, Aykutalp gibi komutanların yeni yerlerin fethedilmesinde çok büyük hizmetleri oldu. <br />
<br />
1302'de Bizans İmparatorluğu Ordusu'na karşı Koyunhisar'da yapılan savaştan Osmanlılar galip çıktı. 1303'de İznik kuşatıldı, Marmaracık kalesi fethedildi. Osmanlıların irili ufaklı fetihleri devam ediyordu. 1306'da yapılan Dinboz Savaşı sonunda Kestel, Kete ve Ulubad kaleleri fethedildi ve Osmanlı Tarihi'nin ilk askeri antlaşması imzalandı. 1308 yılında ise Karahisar fethedilip, bölgenin önemli ticari ve sosyal merkezlerinden olan İznik sıkıştırılmaya başlandı. Osman Gazi'nin siyasi dehasını gösteren önemli bir olay da, Bizans'ın ticari yollarına hakim olarak, Bizans'ı zor durumda bırakmasıydı. Zaman zaman Bizans halkından ve tekfurlarından müslüman  olanlar vardı. Harmankaya tekfuru Köse Mihal de bunlardan biriydi. Müslüman olup, kalesiyle Osmanlılara katıldı. Lefke, Mekece ve Akhisar dolayları onun gayretleriyle ele geçirildi. Osman Gazi padişahlığı döneminde Bursa'yı da kuşattı (1315), Karatekin, Ebesuyu, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerini fethettip, Akçakoca ve Kocaeli diyarını Osmanlı topraklarına kattı (1317). <br />
<br />
Osman Gazi yaşlanıp hastalandığı için 1320 yılından sonraki faaliyetlere katılmadı. Yerine vekil olarak bıraktığı oğlu Orhan Gazi; 1321'de Mudanya ve Gemlik, 1323'de Akyazı ve Ayanköy, 1324'de Karamürsel ve Karacabey, 1325'de de Orhaneli'yi Osmanlı topraklarına dahil etti. Osman Gazi babası Ertuğrul Gazi'den 4800 km.kare olarak devraldığı toprakları oğluna 16000 km.kare olarak devretti.<br />
<br />
Osman Gazi fetihlerle meşgul olmaya devam ettiği sıralarda, fethedilen yerlerin idareleri ve İslamlaştırılmaları için gerekli teşkilatları da kuruyordu. Osman Gazi ihtiyaçlara göre kanun mahiyetinde birtakım emirler veriyor, bu konuda Selçuklu kanunlarından da yararlanıyordu. İlk vergi Osman Gazi zamanında alındı. Pazara getirilen, toptan kabul edilen "yük" cinsinden mallar "Bac" denilen vergiye tabi tutulmuştu. Köylünün satmaya getirdiği bir iki tavuk, uç beş kilo yağ gibi mallardan Bac alınmazdı. Selçuklular zamanında geçerli olan tımar usulü Osman Gazi zamanından itibaren sürdürüldü. Kendisine Tımar verilen sipahi, bulunduğu köyün vergisini toplar, buna mukabil de savaş zamanı atı, zırhı ve yardımcısı ile birlikte sefere giderdi<hr />
<span style="font-weight: bold;">OSMAN GAZİ'NİN, OĞLU ORHAN GAZİ'YE NASİHATİ (VASİYETİ)</span> <br />
<br />
Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. <br />
<br />
Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan'ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer'i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid'atten sakın. Zulme ve bid'ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. <br />
<br />
Beytü'l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer'i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar. <br />
<br />
Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. <br />
<br />
Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. <br />
<br />
Askeri erkanı iyi koru!.. <br />
<br />
Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. <br />
<br />
Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!.. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi'yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru. <br />
<br />
Allah'ın (c.c.) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah'ın yardımına güven. <br />
<br />
Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!.. <br />
<br />
Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!.. <br />
<br />
Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan".]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ertuğrul Gazi (1188 - 1281)]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=59</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 21:57:31 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=59</guid>
			<description><![CDATA[Uç beyi olarak hüküm sürmüstür. Hükümranlik süresi Osmanogullari'nin en uzunudur. Babasi Gündüz Alp,annesi Hayme Ana (Haymana)dir.Babasinin ölümü üzerine Ertugrul Bey babasinin yerine geçti. Ailesinin bir kismi Ahlat'ta kaldi. Malazgirt Meydan Savasi'ndan sonra Kayi Boyu'nun bir kismi Ankara'nin batisindaki Karacadag yöresine yerlestirilmislerdir. Yassiçemen meydan muharebesinde Selçuklu Sultani Alaaddin Keykubat lehine yararliklar gösterdi. Selçuklu Sultani, Kayi Beyi'ne Bizans sinirinda 1000 kilometrekarelik bir topragi Bizans'a karsi siniri savunmak ve ileriye götürmek göreviyle verdi.13.asir ortalarinda Ankara'nin batisindan göç edip Sögüt ve Domaniç'i ele geçiren Ertugrul Bey idaresindeki Kayi asireti,400 çadir halkindan olusuyordu.Bugünkü Kütahya-Bursa-Bilecik illerinin sinirlarinin birlestigi bölgedeki topraklari beyligine “yurt” tuttu.Sögüt Kasabasi'nin fethinden sonra beylik merkezini Sögüt'e tasidi. Ölümünde Bizans'tan yaptigi fetihlerle topraklarini 4.800 kilometrekareye çikarmisti. <br />
<br />
Osmanli Devleti'nin temellerini atan Ertugrul Gazi,Oguzlarin Kayi Boyu'na mensup olup Selçuklularin uç beyi degildir.Selçuklu Türkiyesi'nin Bizans sinirinin kuzey kesiminden sorumlu büyük uç beyleri olan Çobanogullari'na taabi olmustur. Ancak oglu Osman Bey 1300 yili basinda büyük uç beyi olup,artik dogrudan dogruya Selçuklu Sultani'na baglanmistir. <br />
<br />
Oglu Osman Gazi'ye yaptigi vasiyeti ile alti asir boyunca ayakta kalacak olan bir devletin idarecilik ruhunun temellerini atmistir.Ölüm tarihi kesin olarak bilinmeyen Ertugrul Gazi'nin 90 yasindan fazla oldugu halde (1281-1288) tarihleri arasinda Sögüt'te vefat ettigi bilinmektedir. Türbesi Bilecik ili sinirlari içerisinde olan Sögüt Ilçesi'ndedir. <br />
<br />
Sögüt ilçesi'nde her yil Ertugrul Gazi'yi anma törenleri yapilmaktadir.Orhan Saik Gökyay'in tesbitine göre Dede Korkut kitabinin önsözünde su kayit yer almaktadir: <br />
<br />
“Korkut ata ayitti,ahir zamanda hanlik gerü Kayi'ya dege, kimesne ellerinden almaya,ahir zaman olup kiyamet kopunca. Bu dedügü Osman neslidür, isde sürilü gideyorur.”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uç beyi olarak hüküm sürmüstür. Hükümranlik süresi Osmanogullari'nin en uzunudur. Babasi Gündüz Alp,annesi Hayme Ana (Haymana)dir.Babasinin ölümü üzerine Ertugrul Bey babasinin yerine geçti. Ailesinin bir kismi Ahlat'ta kaldi. Malazgirt Meydan Savasi'ndan sonra Kayi Boyu'nun bir kismi Ankara'nin batisindaki Karacadag yöresine yerlestirilmislerdir. Yassiçemen meydan muharebesinde Selçuklu Sultani Alaaddin Keykubat lehine yararliklar gösterdi. Selçuklu Sultani, Kayi Beyi'ne Bizans sinirinda 1000 kilometrekarelik bir topragi Bizans'a karsi siniri savunmak ve ileriye götürmek göreviyle verdi.13.asir ortalarinda Ankara'nin batisindan göç edip Sögüt ve Domaniç'i ele geçiren Ertugrul Bey idaresindeki Kayi asireti,400 çadir halkindan olusuyordu.Bugünkü Kütahya-Bursa-Bilecik illerinin sinirlarinin birlestigi bölgedeki topraklari beyligine “yurt” tuttu.Sögüt Kasabasi'nin fethinden sonra beylik merkezini Sögüt'e tasidi. Ölümünde Bizans'tan yaptigi fetihlerle topraklarini 4.800 kilometrekareye çikarmisti. <br />
<br />
Osmanli Devleti'nin temellerini atan Ertugrul Gazi,Oguzlarin Kayi Boyu'na mensup olup Selçuklularin uç beyi degildir.Selçuklu Türkiyesi'nin Bizans sinirinin kuzey kesiminden sorumlu büyük uç beyleri olan Çobanogullari'na taabi olmustur. Ancak oglu Osman Bey 1300 yili basinda büyük uç beyi olup,artik dogrudan dogruya Selçuklu Sultani'na baglanmistir. <br />
<br />
Oglu Osman Gazi'ye yaptigi vasiyeti ile alti asir boyunca ayakta kalacak olan bir devletin idarecilik ruhunun temellerini atmistir.Ölüm tarihi kesin olarak bilinmeyen Ertugrul Gazi'nin 90 yasindan fazla oldugu halde (1281-1288) tarihleri arasinda Sögüt'te vefat ettigi bilinmektedir. Türbesi Bilecik ili sinirlari içerisinde olan Sögüt Ilçesi'ndedir. <br />
<br />
Sögüt ilçesi'nde her yil Ertugrul Gazi'yi anma törenleri yapilmaktadir.Orhan Saik Gökyay'in tesbitine göre Dede Korkut kitabinin önsözünde su kayit yer almaktadir: <br />
<br />
“Korkut ata ayitti,ahir zamanda hanlik gerü Kayi'ya dege, kimesne ellerinden almaya,ahir zaman olup kiyamet kopunca. Bu dedügü Osman neslidür, isde sürilü gideyorur.”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı Padişahları]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=58</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 21:53:52 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=58</guid>
			<description><![CDATA[OSMAN GAZİ - 1281 - 1326<br />
Babası : Ertuğrul Gazi <br />
Annesi : Hayme Hatun <br />
Doğumu : Söğüt, 1258 <br />
Ölümü : Bursa, 1326 <br />
Saltanatı : 1281 - 1326 <br />
Devlet Sınırları : 16.000 km2<br />
<br />
ORHAN GAZİ - 1326 - 1359<br />
Babası : Osman Gazi <br />
 Annesi : Mal Hatun <br />
 Doğumu : 1281 <br />
 Ölümü : 1360 <br />
 Saltanatı : 1326 - 1359 <br />
 Devlet Sınırları : 95.000 km2 <br />
<br />
SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR - 1359 - 1389<br />
Babası : Orhan Gazi <br />
 Annesi : Nilüfer Hatun <br />
 Doğumu : 1326 <br />
 Ölümü : 1389 <br />
 Saltanatı : 1359 - 1389 <br />
 Devlet Sınırları : 500.000 km2 <br />
<br />
SULTAN YILDIRIM BAYEZİD - 1389 - 1403<br />
Babası : Murad Hüdavendigar <br />
 Annesi : Gülçiçek Hatun <br />
 Doğumu : 1360 <br />
 Ölümü : 8 Mart 1403 <br />
 Saltanatı : 1389 - 1403 <br />
<br />
SULTAN MEHMED ÇELEBİ - 1413 - 1421<br />
Babası : Yıldırım Bayezid <br />
 Annesi : Devlet Hatun <br />
 Doğumu : 1389 <br />
 Ölümü : 26 Mayıs 1421 <br />
 Saltanatı : 1413 - 1421 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ MURAD - 1421 - 1451<br />
Babası : Çelebi Mehmed <br />
 Annesi : Emine Hatun <br />
 Doğumu : 1402 <br />
 Ölümü : 3 Şubat 1451 <br />
 Saltanatı : 1421 - 1451 <br />
<br />
FATİH SULTAN MEHMED - 1451 - 1481<br />
Babası : İkinci Murad <br />
 Annesi : Huma Hatun <br />
 Doğumu : 29 Mart 1432 <br />
 Ölümü : 3 Mayıs 1481 <br />
 Saltanatı : 1451 - 1481 <br />
 Devlet Sınırları : 2.214.000 km2 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ BAYEZİD - 1481 - 1512<br />
Babası : Fatih Sultan Mehmed <br />
 Annesi : Mükrime Hatun <br />
 Doğumu : 3 Aralık 1447 <br />
 Ölümü : 26 Mayıs 1512 <br />
 Saltanatı : 1481 - 1512 <br />
 Devlet Sınırları : 2.375.000 km2 <br />
<br />
YAVUZ SULTAN SELİM - 1512 - 1520<br />
Babası : Sultan İkinci Bayezid <br />
 Annesi : Gülbahar Hatun <br />
 Doğumu : 10 Ekim 1470 <br />
 Ölümü : 21-22 Eylül 1520 <br />
 Saltanatı : 1512 - 1520 <br />
 Devlet Sınırları : 6.557.000 km2 <br />
<br />
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN - 1520 - 1566<br />
Babası : Yavuz Sultan Selim <br />
 Annesi : Hafsa Hatun <br />
 Doğumu : 27 Nisan 1495 <br />
 Ölümü : 6-7 Eylül 1566 <br />
 Saltanatı : 1520 - 1566 <br />
 Devlet Sınırları : 14.983.000 km2 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ SELİM - 1566 - 1574<br />
Babası : Kanuni Sultan Süleyman <br />
 Annesi : Hürrem Sultan <br />
 Doğumu : 28 Mayıs 1524 <br />
 Ölümü : 15 Aralık 1574 <br />
 Saltanatı : 1566 - 1574 <br />
 Devlet Sınırları : 15.162.000 km2 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD - 1574 - 1595 <br />
Babası : Sultan İkinci Selim <br />
 Annesi : Afife Nur Banu Hatun <br />
 Doğumu : 4 Temmuz 1546 <br />
 Ölümü : 15-16 Ocak 1595 <br />
 Saltanatı : 1574 - 1595 <br />
 Devlet Sınırları : 19.902.000 km2 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED - 27 Ocak 1595 - 1603<br />
Babası : Sultan Üçüncü Murad <br />
 Annesi : Safiye Sultan <br />
 Doğumu : 26 Mayıs 1566 <br />
 Ölümü : 20-21 Aralık 1603 <br />
 Saltanatı : 27 Ocak 1595 - 1603 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ AHMED - 21 Aralık 1603 - 1617<br />
Babası : Sultan Üçüncü Mehmed <br />
 Annesi : Handan Sultan <br />
 Doğumu : 18 Nisan 1590 <br />
 Ölümü : 21-22 Kasım 1617 <br />
 Saltanatı : 21 Aralık 1603 - 1617 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ MUSTAFA - 1617 - 1618 / 1622 - 1623<br />
Babası : Sultan Üçüncü Mehmed <br />
 Annesi : Handan Sultan <br />
 Doğumu : 1592 <br />
 Ölümü : 20 Ocak 1639 <br />
 Saltanatı : İki Dönem <br />
 1. Dönem : 22.11.1617 - 26.02.1618 <br />
 2. Dönem : 19.05.1622 - 10.09.1623 <br />
<br />
SULTAN GENÇ OSMAN - 1618 - 1622<br />
Babası : Sultan Birinci Ahmed <br />
 Annesi : Mahfiruz Haseki Sultan <br />
 Doğumu : 3 Kasım 1604 <br />
 Ölümü : 20 Mayıs 1622 <br />
 Saltanatı : 26 Şubat 1618 - 1622 <br />
<br />
SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD - 1623 - 1640<br />
Babası : Sultan Birinci Ahmed <br />
 Annesi : Mahpeyker Kösem Sultan <br />
 Doğumu : 27 Temmuz 1612 <br />
 Ölümü : 8 - 9 Şubat 1640 <br />
 Saltanatı : 10 Eylül 1623 - 1640 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ İBRAHİM - 1640 - 1648<br />
Babası : Sultan Birinci Ahmed <br />
 Annesi : Mahpeyker Kösem Sultan <br />
 Doğumu : 05 Kasım 1615 <br />
 Ölümü : 18 Ağustos 1648 <br />
 Saltanatı : 09 Şubat 1640 - 1648 <br />
<br />
SULTAN DÖRDÜNCÜ MEHMED - 1648 - 1687<br />
Babası : Sultan Birinci İbrahim <br />
 Annesi : Turhan Hatice Sultan <br />
 Doğumu : 02 Ocak 1642 <br />
 Ölümü : 06 Ocak 1693 <br />
 Saltanatı : 08 Ağustos 1648 - 1687 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ SÜLEYMAN - 1687 - 1691<br />
Babası : Sultan Birinci İbrahim <br />
 Annesi : Saliha Dilaşub Sultan <br />
 Doğumu : 15 Nisan 1642 <br />
 Ölümü : 22 haziran 1691 <br />
 Saltanatı : 09 Kasım 1687 - 1691 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ AHMED - 1691 - 1695<br />
Babası : Sultan Birinci İbrahim <br />
 Annesi : Hatice Muazzez Sultan <br />
 Doğumu : 25 Şubat 1643 <br />
 Ölümü : 06 Şubat 1695 <br />
 Saltanatı : 22 Haziran 1691 - 1695 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ MUSTAFA - 1695 - 1703<br />
Babası : Sultan Dördüncü Mehmed <br />
 Annesi : Emetullah Rabia Gülnuş Sultan <br />
 Doğumu : 06 Şubat 1664 <br />
 Ölümü : 29 Aralık 1703 <br />
 Saltanatı : 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMED - 1703 - 1730 <br />
Babası : Sultan Dördüncü Mehmed <br />
 Annesi : Emetullah Rabia Gülnuş Sultan <br />
 Doğumu : 30 Aralık 1673 <br />
 Ölümü : 01 Temmuz 1736 <br />
 Saltanatı : 1703 - 1 Ekim 1730 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ MAHMUD - 1730 - 1754<br />
Babası : Sultan İkinci Mustafa <br />
 Annesi : Saliha Valide Sultan <br />
 Doğumu : 02 Ağustos 1696 <br />
 Ölümü : 13 Aralık 1754 <br />
 Saltanatı : 2 Ekim 1730 - 1754 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ OSMAN - 1754 - 1757<br />
Babası : Sultan İkinci Mustafa <br />
 Annesi : Şehsuvar Valide Sultan <br />
 Doğumu : 02 Ocak 1699 <br />
 Ölümü : 30 Ekim 1757 <br />
 Saltanatı : 13 Aralık 1754 - 1757 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA - 1757 - 1774<br />
Babası : Sultan Üçüncü Ahmed <br />
 Annesi : Mihrişah Sultan <br />
 Doğumu : 28 Ocak 1717 <br />
 Ölümü : 21 Ocak 1774 <br />
 Saltanatı : 30 Ekim 1757 - 1774 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD - 1774 - 1789 <br />
Babası : Sultan Üçüncü Ahmed <br />
 Annesi : Rabia Şermi Sultan <br />
 Doğumu : 20 Mart 1725 <br />
 Ölümü : 07 Nisan 1789 <br />
 Saltanatı : 21 Ocak 1774 - 1789 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM - 1789 - 1807<br />
Babası : Sultan Üçüncü Mustafa <br />
 Annesi : Mihrişah Sultan <br />
 Doğumu : 24 Aralık 1761 <br />
 Ölümü : 28 Temmuz 1808 <br />
 Saltanatı : 07 Nisan 1789 - 29 Mayıs 1807 <br />
<br />
SULTAN DÖRDÜNCÜ  MUSTAFA - 1807 - 1808<br />
Babası : Sultan Birinci Abdulhamid <br />
 Annesi : Nüketseza Kadın Sultan <br />
 Doğumu : 08 Eylül 1779 <br />
 Ölümü : 16 Kasım 1808 <br />
 Saltanatı : 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ MAHMUD - 1808 - 1839<br />
Babası : Sultan Birinci Abdulhamid <br />
 Annesi : Nakşidil Valide Sultan <br />
 Doğumu : 20 Temmuz 1785 <br />
 Ölümü : 01 Temmuz 1839 <br />
 Saltanatı : 28 Temmuz 1808 - 1839 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ ABDÜLMECİD - 1839 - 1861<br />
Babası : Sultan İkinci Mahmud <br />
 Annesi : Bezm-i Alem Valide Sultan <br />
 Doğumu : 25 Nisan 1823 <br />
 Ölümü : 25 Haziran 1861 <br />
 Saltanatı : 01 Temmuz 1839 - 1861 <br />
<br />
SULTAN  ABDÜLAZİZ - 1861 - 1876<br />
Babası : Sultan İkinci Mahmud <br />
 Annesi : Pertevniyal Valide Sultan <br />
 Doğumu : 08 Şubat 1830 <br />
 Ölümü : 04 Haziran 1876 <br />
 Saltanatı : 25 Haziran 1861 - 30 Mayıs 1876 <br />
<br />
SULTAN  BEŞİNCİ MURAD - 1876 - 1876 <br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Şevk Efza Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 21 Eylül 1840 <br />
 Ölümü : 29 Ağustos 1904 <br />
 Saltanatı : 30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876 <br />
<br />
SULTAN  İKİNCİ ABDÜLHAMİD - 1876 - 1909<br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Tir-i Müjgan Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 21 Eylül 1842 <br />
 Ölümü : 10 Şubat 1918 <br />
 Saltanatı : 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan  1909 <br />
<br />
SULTAN  MEHMED REŞAD - 1909 - 1918<br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Gülcemal Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 02 Kasım 1844 <br />
 Ölümü : 03 Temmuz 1918 <br />
 Saltanatı : 27 Nisan  1909 - 1918 <br />
<br />
SULTAN  MEHMED VAHDEDDİN - 1918 - 1922 <br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Gülistu Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 02 Şubat 1861 <br />
 Ölümü : 15 Mayıs 1926 <br />
 Saltanatı : 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[OSMAN GAZİ - 1281 - 1326<br />
Babası : Ertuğrul Gazi <br />
Annesi : Hayme Hatun <br />
Doğumu : Söğüt, 1258 <br />
Ölümü : Bursa, 1326 <br />
Saltanatı : 1281 - 1326 <br />
Devlet Sınırları : 16.000 km2<br />
<br />
ORHAN GAZİ - 1326 - 1359<br />
Babası : Osman Gazi <br />
 Annesi : Mal Hatun <br />
 Doğumu : 1281 <br />
 Ölümü : 1360 <br />
 Saltanatı : 1326 - 1359 <br />
 Devlet Sınırları : 95.000 km2 <br />
<br />
SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR - 1359 - 1389<br />
Babası : Orhan Gazi <br />
 Annesi : Nilüfer Hatun <br />
 Doğumu : 1326 <br />
 Ölümü : 1389 <br />
 Saltanatı : 1359 - 1389 <br />
 Devlet Sınırları : 500.000 km2 <br />
<br />
SULTAN YILDIRIM BAYEZİD - 1389 - 1403<br />
Babası : Murad Hüdavendigar <br />
 Annesi : Gülçiçek Hatun <br />
 Doğumu : 1360 <br />
 Ölümü : 8 Mart 1403 <br />
 Saltanatı : 1389 - 1403 <br />
<br />
SULTAN MEHMED ÇELEBİ - 1413 - 1421<br />
Babası : Yıldırım Bayezid <br />
 Annesi : Devlet Hatun <br />
 Doğumu : 1389 <br />
 Ölümü : 26 Mayıs 1421 <br />
 Saltanatı : 1413 - 1421 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ MURAD - 1421 - 1451<br />
Babası : Çelebi Mehmed <br />
 Annesi : Emine Hatun <br />
 Doğumu : 1402 <br />
 Ölümü : 3 Şubat 1451 <br />
 Saltanatı : 1421 - 1451 <br />
<br />
FATİH SULTAN MEHMED - 1451 - 1481<br />
Babası : İkinci Murad <br />
 Annesi : Huma Hatun <br />
 Doğumu : 29 Mart 1432 <br />
 Ölümü : 3 Mayıs 1481 <br />
 Saltanatı : 1451 - 1481 <br />
 Devlet Sınırları : 2.214.000 km2 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ BAYEZİD - 1481 - 1512<br />
Babası : Fatih Sultan Mehmed <br />
 Annesi : Mükrime Hatun <br />
 Doğumu : 3 Aralık 1447 <br />
 Ölümü : 26 Mayıs 1512 <br />
 Saltanatı : 1481 - 1512 <br />
 Devlet Sınırları : 2.375.000 km2 <br />
<br />
YAVUZ SULTAN SELİM - 1512 - 1520<br />
Babası : Sultan İkinci Bayezid <br />
 Annesi : Gülbahar Hatun <br />
 Doğumu : 10 Ekim 1470 <br />
 Ölümü : 21-22 Eylül 1520 <br />
 Saltanatı : 1512 - 1520 <br />
 Devlet Sınırları : 6.557.000 km2 <br />
<br />
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN - 1520 - 1566<br />
Babası : Yavuz Sultan Selim <br />
 Annesi : Hafsa Hatun <br />
 Doğumu : 27 Nisan 1495 <br />
 Ölümü : 6-7 Eylül 1566 <br />
 Saltanatı : 1520 - 1566 <br />
 Devlet Sınırları : 14.983.000 km2 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ SELİM - 1566 - 1574<br />
Babası : Kanuni Sultan Süleyman <br />
 Annesi : Hürrem Sultan <br />
 Doğumu : 28 Mayıs 1524 <br />
 Ölümü : 15 Aralık 1574 <br />
 Saltanatı : 1566 - 1574 <br />
 Devlet Sınırları : 15.162.000 km2 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD - 1574 - 1595 <br />
Babası : Sultan İkinci Selim <br />
 Annesi : Afife Nur Banu Hatun <br />
 Doğumu : 4 Temmuz 1546 <br />
 Ölümü : 15-16 Ocak 1595 <br />
 Saltanatı : 1574 - 1595 <br />
 Devlet Sınırları : 19.902.000 km2 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED - 27 Ocak 1595 - 1603<br />
Babası : Sultan Üçüncü Murad <br />
 Annesi : Safiye Sultan <br />
 Doğumu : 26 Mayıs 1566 <br />
 Ölümü : 20-21 Aralık 1603 <br />
 Saltanatı : 27 Ocak 1595 - 1603 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ AHMED - 21 Aralık 1603 - 1617<br />
Babası : Sultan Üçüncü Mehmed <br />
 Annesi : Handan Sultan <br />
 Doğumu : 18 Nisan 1590 <br />
 Ölümü : 21-22 Kasım 1617 <br />
 Saltanatı : 21 Aralık 1603 - 1617 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ MUSTAFA - 1617 - 1618 / 1622 - 1623<br />
Babası : Sultan Üçüncü Mehmed <br />
 Annesi : Handan Sultan <br />
 Doğumu : 1592 <br />
 Ölümü : 20 Ocak 1639 <br />
 Saltanatı : İki Dönem <br />
 1. Dönem : 22.11.1617 - 26.02.1618 <br />
 2. Dönem : 19.05.1622 - 10.09.1623 <br />
<br />
SULTAN GENÇ OSMAN - 1618 - 1622<br />
Babası : Sultan Birinci Ahmed <br />
 Annesi : Mahfiruz Haseki Sultan <br />
 Doğumu : 3 Kasım 1604 <br />
 Ölümü : 20 Mayıs 1622 <br />
 Saltanatı : 26 Şubat 1618 - 1622 <br />
<br />
SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD - 1623 - 1640<br />
Babası : Sultan Birinci Ahmed <br />
 Annesi : Mahpeyker Kösem Sultan <br />
 Doğumu : 27 Temmuz 1612 <br />
 Ölümü : 8 - 9 Şubat 1640 <br />
 Saltanatı : 10 Eylül 1623 - 1640 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ İBRAHİM - 1640 - 1648<br />
Babası : Sultan Birinci Ahmed <br />
 Annesi : Mahpeyker Kösem Sultan <br />
 Doğumu : 05 Kasım 1615 <br />
 Ölümü : 18 Ağustos 1648 <br />
 Saltanatı : 09 Şubat 1640 - 1648 <br />
<br />
SULTAN DÖRDÜNCÜ MEHMED - 1648 - 1687<br />
Babası : Sultan Birinci İbrahim <br />
 Annesi : Turhan Hatice Sultan <br />
 Doğumu : 02 Ocak 1642 <br />
 Ölümü : 06 Ocak 1693 <br />
 Saltanatı : 08 Ağustos 1648 - 1687 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ SÜLEYMAN - 1687 - 1691<br />
Babası : Sultan Birinci İbrahim <br />
 Annesi : Saliha Dilaşub Sultan <br />
 Doğumu : 15 Nisan 1642 <br />
 Ölümü : 22 haziran 1691 <br />
 Saltanatı : 09 Kasım 1687 - 1691 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ AHMED - 1691 - 1695<br />
Babası : Sultan Birinci İbrahim <br />
 Annesi : Hatice Muazzez Sultan <br />
 Doğumu : 25 Şubat 1643 <br />
 Ölümü : 06 Şubat 1695 <br />
 Saltanatı : 22 Haziran 1691 - 1695 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ MUSTAFA - 1695 - 1703<br />
Babası : Sultan Dördüncü Mehmed <br />
 Annesi : Emetullah Rabia Gülnuş Sultan <br />
 Doğumu : 06 Şubat 1664 <br />
 Ölümü : 29 Aralık 1703 <br />
 Saltanatı : 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMED - 1703 - 1730 <br />
Babası : Sultan Dördüncü Mehmed <br />
 Annesi : Emetullah Rabia Gülnuş Sultan <br />
 Doğumu : 30 Aralık 1673 <br />
 Ölümü : 01 Temmuz 1736 <br />
 Saltanatı : 1703 - 1 Ekim 1730 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ MAHMUD - 1730 - 1754<br />
Babası : Sultan İkinci Mustafa <br />
 Annesi : Saliha Valide Sultan <br />
 Doğumu : 02 Ağustos 1696 <br />
 Ölümü : 13 Aralık 1754 <br />
 Saltanatı : 2 Ekim 1730 - 1754 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ OSMAN - 1754 - 1757<br />
Babası : Sultan İkinci Mustafa <br />
 Annesi : Şehsuvar Valide Sultan <br />
 Doğumu : 02 Ocak 1699 <br />
 Ölümü : 30 Ekim 1757 <br />
 Saltanatı : 13 Aralık 1754 - 1757 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA - 1757 - 1774<br />
Babası : Sultan Üçüncü Ahmed <br />
 Annesi : Mihrişah Sultan <br />
 Doğumu : 28 Ocak 1717 <br />
 Ölümü : 21 Ocak 1774 <br />
 Saltanatı : 30 Ekim 1757 - 1774 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD - 1774 - 1789 <br />
Babası : Sultan Üçüncü Ahmed <br />
 Annesi : Rabia Şermi Sultan <br />
 Doğumu : 20 Mart 1725 <br />
 Ölümü : 07 Nisan 1789 <br />
 Saltanatı : 21 Ocak 1774 - 1789 <br />
<br />
SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM - 1789 - 1807<br />
Babası : Sultan Üçüncü Mustafa <br />
 Annesi : Mihrişah Sultan <br />
 Doğumu : 24 Aralık 1761 <br />
 Ölümü : 28 Temmuz 1808 <br />
 Saltanatı : 07 Nisan 1789 - 29 Mayıs 1807 <br />
<br />
SULTAN DÖRDÜNCÜ  MUSTAFA - 1807 - 1808<br />
Babası : Sultan Birinci Abdulhamid <br />
 Annesi : Nüketseza Kadın Sultan <br />
 Doğumu : 08 Eylül 1779 <br />
 Ölümü : 16 Kasım 1808 <br />
 Saltanatı : 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808 <br />
<br />
SULTAN İKİNCİ MAHMUD - 1808 - 1839<br />
Babası : Sultan Birinci Abdulhamid <br />
 Annesi : Nakşidil Valide Sultan <br />
 Doğumu : 20 Temmuz 1785 <br />
 Ölümü : 01 Temmuz 1839 <br />
 Saltanatı : 28 Temmuz 1808 - 1839 <br />
<br />
SULTAN BİRİNCİ ABDÜLMECİD - 1839 - 1861<br />
Babası : Sultan İkinci Mahmud <br />
 Annesi : Bezm-i Alem Valide Sultan <br />
 Doğumu : 25 Nisan 1823 <br />
 Ölümü : 25 Haziran 1861 <br />
 Saltanatı : 01 Temmuz 1839 - 1861 <br />
<br />
SULTAN  ABDÜLAZİZ - 1861 - 1876<br />
Babası : Sultan İkinci Mahmud <br />
 Annesi : Pertevniyal Valide Sultan <br />
 Doğumu : 08 Şubat 1830 <br />
 Ölümü : 04 Haziran 1876 <br />
 Saltanatı : 25 Haziran 1861 - 30 Mayıs 1876 <br />
<br />
SULTAN  BEŞİNCİ MURAD - 1876 - 1876 <br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Şevk Efza Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 21 Eylül 1840 <br />
 Ölümü : 29 Ağustos 1904 <br />
 Saltanatı : 30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876 <br />
<br />
SULTAN  İKİNCİ ABDÜLHAMİD - 1876 - 1909<br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Tir-i Müjgan Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 21 Eylül 1842 <br />
 Ölümü : 10 Şubat 1918 <br />
 Saltanatı : 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan  1909 <br />
<br />
SULTAN  MEHMED REŞAD - 1909 - 1918<br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Gülcemal Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 02 Kasım 1844 <br />
 Ölümü : 03 Temmuz 1918 <br />
 Saltanatı : 27 Nisan  1909 - 1918 <br />
<br />
SULTAN  MEHMED VAHDEDDİN - 1918 - 1922 <br />
Babası : Sultan Abdülmecid <br />
 Annesi : Gülistu Kadın Efendi <br />
 Doğumu : 02 Şubat 1861 <br />
 Ölümü : 15 Mayıs 1926 <br />
 Saltanatı : 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gel Bir Tanem]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=57</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 21:12:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=57</guid>
			<description><![CDATA[Ölesiye kapılmışım senin aşkına<br />
O güzel gözlerin, siyah saçlarına<br />
Anlatmam mümkün değil bunları sana<br />
Gel bir tanem gel ALLAH aşkına,<br />
<br />
Gençliğimi harcadım senin uğruna<br />
Bırak inadı dön artık bana <br />
Görmüyor musun bir tanem aşığım sana<br />
Gel bir tanem gel ALLAH aşkına,<br />
<br />
Sen de seviyorsun saklama boşuna<br />
Ölürüm dayanamam ayrılığa<br />
Seviyorum seni, bu aşkı yıkma<br />
Gel bir tanem gel ALLAH aşkına.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ölesiye kapılmışım senin aşkına<br />
O güzel gözlerin, siyah saçlarına<br />
Anlatmam mümkün değil bunları sana<br />
Gel bir tanem gel ALLAH aşkına,<br />
<br />
Gençliğimi harcadım senin uğruna<br />
Bırak inadı dön artık bana <br />
Görmüyor musun bir tanem aşığım sana<br />
Gel bir tanem gel ALLAH aşkına,<br />
<br />
Sen de seviyorsun saklama boşuna<br />
Ölürüm dayanamam ayrılığa<br />
Seviyorum seni, bu aşkı yıkma<br />
Gel bir tanem gel ALLAH aşkına.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öbür Taraf]]></title>
			<link>http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=56</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 22:39:35 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tepealan.com/forum/showthread.php?tid=56</guid>
			<description><![CDATA[Bektaşi Hazretleri bir gün Cuma’ya gitmiş..<br />
Camide İmam cemaate Vaaz veriyor..<br />
Vaazın konusu içki içenler..<br />
Bektaşi oturup dinlemeye başlamış..<br />
Hoca:<br />
- İçki içmeyenler öbür dünyada her türlü mükafatla ödüllendirilecek..<br />
Hatta ve hatta emirlerine 72 tane Huri verilecek..<br />
Ama içki içenler öbür tarafta içtikleri her şişe içki Sırat köprüsünde boyunlarına asılcak..demiş..<br />
Bektaşi Hocanın bu tasvirlerine dayanamamış ve :<br />
- İmam Efendi..<br />
O şişeler boş mu olacak dolu mu ? demiş..<br />
İmam :<br />
- Bre Mel’un..!<br />
Sen öbür tarafı Meyhane mi Zannedersüün?<br />
Bektaşi :<br />
- İmam Efendi..! <br />
Sen 72 tane Huriyle Öbür Tarafı Kerhane mi Zannedersüün? demiş..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bektaşi Hazretleri bir gün Cuma’ya gitmiş..<br />
Camide İmam cemaate Vaaz veriyor..<br />
Vaazın konusu içki içenler..<br />
Bektaşi oturup dinlemeye başlamış..<br />
Hoca:<br />
- İçki içmeyenler öbür dünyada her türlü mükafatla ödüllendirilecek..<br />
Hatta ve hatta emirlerine 72 tane Huri verilecek..<br />
Ama içki içenler öbür tarafta içtikleri her şişe içki Sırat köprüsünde boyunlarına asılcak..demiş..<br />
Bektaşi Hocanın bu tasvirlerine dayanamamış ve :<br />
- İmam Efendi..<br />
O şişeler boş mu olacak dolu mu ? demiş..<br />
İmam :<br />
- Bre Mel’un..!<br />
Sen öbür tarafı Meyhane mi Zannedersüün?<br />
Bektaşi :<br />
- İmam Efendi..! <br />
Sen 72 tane Huriyle Öbür Tarafı Kerhane mi Zannedersüün? demiş..]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>